9 Eylül 1963 Aligarh 20.30

Canım anneciğim, biricik ablacığım,

Size en son Perşembe günü yazmış ve aynı gün postalamıştım. O akşam yemekten sonra, yurda bu sene yeni gelenlerden 3.50 rupi topladılar. Tabii ben de verdim. Burada bir adet var. Her yurtta, yurda o sene ilk defa gelmiş olanlardan para toplanıyor. Bu para ile bir tanışma partisi veriliyor. Partiyi eski öğrenciler organize ediyor. Buna Introduction Night yani “tanışma gecesi” deniyor. Bizim yurdunki dün gece oldu. 6.30’dan 11.30’a kadar sürdü ve çok eğlendik. Bu geceyi etraflıca anlatmadan önce daha önceki günleri anlatmalıyım. Cuma günü öğleden önce fakültede öğleden sonra da bermutat yurtta idim. Cumartesi sabahı dersten çıkınca 12.00’da Shamshad Market’e (üniversite çarşısı- burada bir öğrenci için gerekli pek çok şeyi bulmak mümkün) gittim. 13.00’da yurtta idim. O gün aldıklarım; Bir kutu toz sabun, bir banyo sabunu, bir kavanoz reçel, bir şişe domates suyu (Bizim kıza ne oldu diyeceksiniz. Maalesef benim üzüldüğüm ama sizin sevineceğiniz bir haberim var. Bir haftada birden bire öyle iştahlandım ki eskiden sadece sabahları yerken şimdi ikindi kahvaltısında da reçel yiyorum ve reçeller de çok nefis. Bilirsiniz eylül benim reçel yeme ayımdır. Domates suyu dedim ama çok koyu ve çok nefis. Taylandlı kızlar pilava koyuyorlar yerken; ben de denemek istedim, cidden çok nefis. Bir kiloluk bir şişe sadece bir rupi ki çok ucuz.) Tükenmezim için iki yedek uç, 8 tane muz (buranın muzları ayak azmanı ve 8 tanesi 0.50 yani 16’sı bir rupi), bir kutu portakallı bisküvi, ve bir de ödevlerimi koymak ve gerektiğinde okula giderken kullanmak için plastik bir dosya (çanta gibi de kullanılıyor. Ankara da hiç rastlamamıştım.) Bütün bunlar için rikşa dahil 10.77 rupi harcadım. Yurda gelmeden yolda Mrs. Barnard ve Mrs. Rahman’a rastladım. Mrs. Barnard pazar günü için öğle yemeğine davet etti ve bir kumaş aldım, modeli için bana fikir ver dedi. O anda içimden geldi, isterse elbisesini dikebileceğimi söyledim. Çocuklar gibi sevindi. Zira giydiklerimi çok beğeniyor. Ertesi sabah yani dün saat 8.00’de Mrs. Barnard’ın evinde idim. Lacivert goblin ve beyaz desenli saten poplin almış. Bir de emanet dikiş makinesi bulmuş. Anneme yaptığım gibi beli kesiksiz önü dört arkası üç parça yaptım. Kısa takma kolu var. Bilseniz ne güzel oldu. Yurda akşam 19.00’da döndüm. Öğle yemeğinde ve ikindi kahvaltısında Mrs. Barnard etrafımda pervane oldu. Çok sıkı çalışmamama rağmen elbisenin yalnız fermuarı dikilecek, onu da dikebilirdik ama yoktu. Bugün alacak, yarın dersten çıkınca oraya gideceğim beni yemeğe bekliyor. Sonra da fermuarını dikip elbiseyi ütüleyeceğim. Makineyi yarın akşam iade edecek. Biliyorsunuz fisto elbisemin kumaşından olan bluzumun yaka ve kol pervazları geçmemişti. Öylece duruyordu makinesizlikten. Yarın onu da yapacağım. Bu suretle beyaz fisto bluzum biraz dinlenmiş olacak. Mrs. Bannard çok uzun boylu fazla şişman sayılmaz ama karnı var. İlk defa kesiksiz bir elbise giyiyormuş. Koyu renk olduğu için de ayrıca kendini pek ince gösterdi diye çok sevinçli. Aynada kendisini görünce bana “sihirbazsın, beni nasıl incelttin” diye iltifat etti. Daha önce hiç kimseye, hatta dikiş bildiğimden bile bahsetmeyeceğime dair söz vermiştim ama ne yapayım ki giydiklerime iltifat ettiklerinde “ben diktim” demekten kendimi alamıyorum. Mamafih bunda bir tehlike yok zira Aligarh’da ben dahil üç hanım var batılı. Öbürleri hep sari giyiyor. Ayrıca büyük bir yükten kurtulmuş gibi hafifledim. Zira Mrs. Barnard’a borçlu hissediyordum kendimi ve durumum ona mukabeleye müsait değil ve olmayacak da. Burada en alelade bir poplini 50 rupiye dikiyorlar. Pervasız ve şöyle böyle. Yani Mrs. Barnard’a borçlu olmaktan kurtuldum.* Anneciğim ablacığım, Mrs Barnard’dan gelince doğru yemekhaneye gittim. 6.30’da yani 18.30’da gelmeye başlamışlardı. 19.15’te Kolej müdürü, yurt müdürleri ve bazı yurtta kalan hocalar da geldi. Yeni kızlar gurup halinde numaralar yaptılar. Çok güzel şarkılar dinleyip danslar seyrettik. Her yeni kız bir şey yapmak zorunda. Benimki çok kolay, bir şarkı söyledim oldu bitti. Rana mahalli kıyafetle dans etti. Dün gece çok güzeldi. 9.00- 10.00 arasında yemek yenildi. Sofrada hatıra gelecek her türlü yiyecek vardı. Yemekten sonra tatlı, meyva ve kahve verildi. Dün çok nefis şeyler yedim ve dediğim gibi iştahım yerinde. Derslerim iyi gidiyor. Ders dışında başka hiç bir meşgalem olmadığı, her şey önümde hazır olduğu için rahatlıkla çalışıyorum ve hoca lazım, şeytan kulağına kurşun birer melek (Hepsinin sonsuz teşekkür ve hürmet hisleri var ısrarla yazmamı istediler- iletirim). Size Yalova’ya hoş geldiniz! İnşallah banyolarınız şifalı olur der, hasretle ellerinizden öperim. Aligarh dan kucak dolusu sevgiler.

24 Kasım

Akademisyen bir ailenin çocuğu olmak kimi zaman kolay kimi zamanda çok zordur. Ailenizle oyun oynamak, vakit geçirmek istersiniz ama onların sürekli çalışması gereklidir. Bitmek bilmeyen öğrencilik hayatları vardır. Evin her yeri kitaplarla dolu kitaplıklarla süslüdür. Sohbetler hep bilimseldir. İster istemez kulak misafiri olduğunuz bu sohbetler aslında farkında olmadan size o kadar çok şey öğretir ki. Hepsinde bir yaşanmışlık vardır. Sadece sohbetler değil yaşam tarzı bile bilimseldir. Küçük bir çocuk olarak tüm bunlar çok sıkıcı gelir. Galiba en zor yanı budur. Ama büyüdükçe zor olanın aslında en faydalı yan olduğunu anlarsınız.

 

Böyle bir ortamda büyümüş olmam nedeniyle hiç bir zaman öğretmenlik mesleğini düşünmedim hatta istemedim. Ama annem benim hep bir eğitmen olmamı istemiş ve hep bu yönde beni yönlendirmeye çalışmıştır. Cebren ve hile ile de 1997 yılında başarmıştır.

 

Bu ulvi meslekte tam 20 yılını doldurmuş bir eğitmenim. İtiraf etmeliyim ki mesleğe başladığım ilk yıllarda her gün istifa edeceğim düşüncesi ile görevimi istemeyerek sevmeyerek yaptım. Ta ki kızım dünyaya gelinceye kadar. Bana mesleğin anlamını, yüceliğini o öğretti.

 

Eğitim eğiten açısından bakıldığında tek yönlü bir olay gibi görünmekte, oysa gerçekte iki yanlıdır. Çünkü eğitende eğitilende insandır. Eğitilen kişi eğitenden daha genç, daha az gelişmiş ve daha az yetenekli bile olsa eğitim olayında taraflardan biri olması bakımından eğitilenle eş değerdedir. Çünkü o da insandır. Bu gerçeği tanıyan bir eğitimcinin başarılı olmaması söz konusu değildir.

 

İnsanın eğitilebilirliğine inanan biriyim. İnsan ruhunun özellikle çocukluk çağında her türlü tohumu besleyip yeşertebilecek bir tarla olduğunu, yatağı istenildiği gibi değiştirilebilecek bir akarsuya benzediğini düşünürüm. İnsan olmak, kişi olmak ayrıcalığı demektir. Kişilik statik değil, dinamiktir. Gelişme, ilerleme göstermesi, canlı etkin, hareketli olması gerekir. İnsan olmak, daima bir şeyler istemek demektir. İnsan neyi ister? Şüphesiz eksikliğini duyduğu bir şeyi, her istek bir eksikliği ifade eder.

 

Çocuklarımıza, gençlerimize verebileceğimiz en güzel eğitim ona içinde bulunduğu çevreyi, yaşadığı dünyayı tanıma, yüz yüze geldiği sorunları çözebilme gücü olmalıdır. Onları kültürel farklılıklar konusunda eğiterek toplumdaki çeşitliliğe saygı duymalarını öğretmeliyiz.

 

Bu kültürel çeşitlilikler yalnızca ırki ve kavmi farklılıklar içermeyip cinsiyet, yaş, dil, dini inanç, siyasi görüş, meslek, fiziki ve zihni yetiler ile deneyim farklılıklarını da içermektedir. Bu tür bir eğitim öğrencilere bir toplum içindeki farklılıkların o toplumun bir zayıflığı değil, zenginliği olduğunu öğretip onlarda farklılığa karşı hoşgörünün oluşmasını sağlayacaktır.

 

Gitgide küçülen bir dünyada bu kadar çeşitliliğe sahip toplumlarla barı içinde yaşamak istiyorsak birbirimizi anlamak ve sorunlarımızı paylaşıp ortak çözümler aramak zorundayız.

 

İnsan yetiştirmek olan eğitimin amacı, eğitilen kişinin artık öğrenecek hiçbir şeyi kalmadığı bir evreye gelmek değildir. Çünkü hayat boyu, beşikten mezara öğrenmeye ihtiyaç duyulur. Gereken, bireyin öğretmen olmadan kendi başına öğrenmesini sağlamaktır. Bu yolda onu, öğrenimi sırasında öğretmeninden aldığı sağlıklı ve tutarlı bilginin ışığı aydınlatacaktır.

 

Eğitim, insanı sevmeyi, kendini zahmetine değecek şeye feda etmeyi ve toplumun haklarına saygıyı öğretmektir. Belki bir gün mühendis, doktor, avukat olunabilir ama insan olabilmenin eğitimi hiç bir zaman bitmez.

 

Öğretmenlerimizin kadrini bilelim ve bilelim ki kadir bilmeyen toplumlarda kadri bilinecek insan yetişmez.

05.09.1963 Aligarh-Perşembe 14.30-Yurt

 

Canım anneciğim, Biricik ablacığım,

Yemekte aldım mektubunuzu. Umuyordum, zira fakülteden ayrılırken Dr. Samuiddin, senden gelen kartı gösterip teşekkür etti. Ötekilerini göremedim. Zira bugün son dersim İngilizce bölümündeydi. Posta da 11.30’dan sonra dağılıyor. Dr. Samuiddin yazdıklarını tercüme etmemi istedi. Hemen ayaküstü tercüme ettim. Çok memnun oldu. Sana sonsuz hürmet ve teşekkürlerini yazmamı bilhassa rica etti. Kart cidden çok güzeldi ve zevkle seçilmişti. Sana bütün bunlar için çok pek çok teşekkürler. Ağabeyimle gezmiş olmanıza çok sevindim. 3 günü çok iyi değerlendirmişsiniz. Galiba hiçbir zaman bütün akrabalar, bu kez olduğu gibi bir araya gelmemiştiniz. Anneciğim, teyzeciğim ve dayıcığım inşallah daha uzun yıllar böyle mutlu ve evlatlarının saadetini görerek yaşarlar. Yurda dönüşümü kutlamak için yine böyle bir araya gelmemizi çok isterim. Bu İstanbul’da olursa tabiatıyla çok daha güzel olur. Teyzeciğim en büyüğümüz olduğuna göre onun olduğu yerde toplanmamız gerekir.

Anneciğim, ablacığım size dün akşam olanları yazayım. Salı günü galiba yazmıştım, Mrs.Barnard’ın beni çaya davet ettiğini ve pratik yapacağımızı. 15.45’te yurttan ayrıldım, dün öğleden sonra. Tabii izin alarak ve defteri imzalayarak. Hava günlük güneşlikti. Yağmurluğumu ve şemsiyemi almayı hiç düşünmedim zira en ufak bir yağmur emaresi görünmüyordu. Beyaz fisto bluzum, yeşil keten eteğim ve onlarla çok yakışan Hindistan terliğimi giymiştim. 16.00’da Mrs.Barnard’ın evinde idim. O da benim gibi öğleden sonraları uyumuyor. Önce çaylarımızı içtik. Sonra da sanırım 16.30’dan sonra İngilizce çalışmaya başladık. Saat henüz 17.00 olmamıştı ki çok şiddetli bir yağmur başladı. Daha önce de sağanak halinde 3-4 saat aralıksız devam eden yağmura şahit olmuştum ama dünkü gibisini hiç görmemiştim. Muhammed Sadık’ı hatırladım. Cidden dünkü ile kıyas edersek Rize böylesine bir yağmuru görmemiştir. 18.30’a kadar pek üzerinde durmadık diner diye. Aksine dinmek şöyle dursun, gittikçe hızını artırıyordu. Evler birer adaya benziyordu sular içinde. 19.00’da Mrs.Barnard’ın aşçısı rikşa bulmak için çıktı ama boş döndü. Mrs. Barnard: “ rikşa bulunsa idi endişe ederdim acaba ne oldu diye. Yurda gitmene razı değilim.” Dedi. Aşçısına yemeğe kalacağımı söyleyip ilave yemek yapması için talimat verdi. Kendisi de yağmurluğunu giyip komşusu profesör Sıddık’ın evine gitti. Yurda telefon etmiş, telefona “Senior Warden” yani en kıdemli yurt müdürü olan Sultaniye Hostel’ın müdürü Ms. Rezide Nakvi çıkmış. Mrs. Barnard’dan beni alıkoymasına aynen izin etmiş, zira yurtla ana cadde arasındaki yola sel gelmiş. Mrs. Barnard sevinçle döndü. Yağmura teşekkür ediyordu, benimle akşam yemeği yiyebileceği için. Oğlu Aligarh’a geldiğinde kalması için hazırlanan yatak odasını açtı. Takımlar hiç kullanılmamıştı. 20.30’da yemek yedik. 22.00’a kadar çalışıp yattık. 06.00’da kapım vuruldu. Yatakta 2 fincan sütlü çayımı içip şekerli bisküvilerimi yedim. Elimi yüzümü yıkayıp saçlarımı tarayacaktım ki tarağımın yanımda olmadığını gördüm. İşte o zaman ne oldu biliyor muşunuz? Mrs. Barnard hiç kullanılamış ve İngiltere’den aldığı 2 tarağı çıkarttı. Ortasında kraliyet arması nakşedilmiş daha önce hiç görmediğim güzellikte beyaz kemik bir taraktı. İkisi birbirinin aynıydı. Israrla birini hatıra olarak kabul etmemi rica etti. Kıramadım. Bu sabah saçımı mecburen taradım ama kullanmamak niyetindeyim. Bilirsiniz, tarak kullanmasını bir türlü öğrenememişimdir. Sizlere bu haliyle gösterebilmek için kullanmamak zorundayım. Evet saçımı taradıktan sonra 07.00’de kahvaltı yaptık. Her ikimizinde dersimiz 09.45’te idi ama onun da çalışacağını düşünerek 07.30’da ayrıldım ve fakülteye geldim. Yurda dönmeme lüzum yoktu zira kitaplarım yanımda değildi ama İngilizce notlarım yanımda idi ve seminer odasında talebe sayısının üzerinde kitap var ve Mrs. Barnard’ın evi fakülteye en fazla 2 dakikalık mesafede. 07.35’ten 09.45’e kadar seminer kitaplığında çalıştım. Burada kitaplıklar 07.30’da açılıyor ve özellikle bizim seminer kitaplığının memuru pek muntazam. İşte size Aligarh’ta hiç aklıma gelmeyen bir değişiklik. Bilmem nasıl altından kalkacağım Mrs.Barnard’ın bana karşı gösterdiği bu son derece alicenap ve içten alakanın. Bu sabah kendisine teşekkür etmeme bile izin vermedi. “Asıl ben sana teşekkür etmeliyim. Yalnızlıktan, bir gece de olsa, kurtulmak ne güzel şey.” Diyor. İleride inşallah bir şeyler düşünürüz değil mi ablacığım? Önümüzde çok zaman var. Zira Mrs. Barnard da benim gibi iki sene için gelmiş, aynı günlerde geldik. Allah nasip ederse aynı günlerde terk edeceğiz Aligah’ı. Ablacığım, geçen mektubunda Prof. Khan için papyon kravata bakacağını yazıyorsun, sakın alma ve gönderme de tabii. Çünkü kibrit kutusu kadar da olsa benim alabilmem için bazen değerini aşan bir vergi vermem gerekiyormuş. Bana mektup, kart, mecmua ve kitap dışında hiçbir şey göndermeyin.

Marasri, Tayland’da saatini unutmuş. Babasına yazmış gönderdiler. Dünyanın parasını ödedi. Tabii ben de böylelikle öğrenmiş oldum.

Kağıdım bitti yine ama bir şey daha var ki yazmadan geçemeyeceğim. Rana her zamanki gibi benden sonra geldi yurda. Odaya gelip de beni görünce boynuma sarıldı, “ sana çok kızgınım, beni korkuttun dün akşam. Öyle merak ettim ki!..” diyerek. Rana cidden çok iyi bir kız.

Satırlarımı sonlar hasretle ellerinizden öperim. Soranlara selam.

3 Eylül 1963 Aligarh 15.30

 

Canım anneciğim, canım ablacığım

Sizlere yazdıktan sonra yeni bir mektup almış değilim. Ama müjdemi alınca hak vereceksiniz bana. 15 dakika öncesine kadar Ağustos bursumu maalesef alabilmiş değildim. Öğleyin yurda gelirken Provast Office’e uğramıştım. Benden burs yönetmeliğimi istediler. Yemekten sonra biraz dinlenip üçte yönetmeliği götürmüştüm. Ben ofiste iken posta geldi ve Delhi’den bursum. Orada belli etmedim ama bilemezsiniz nasıl sevindim. Zira elimde 10.81 rupi vardı. Her bakımdan çok rahat oluşuma rağmen hep bunu düşünüyordum ister istemez. İslamic Studies den okumak üzere İngilizce İran Tarihini almıştım. İade etmek üzere gittiğimde Dr.Ekmel Eyyübi (öyle iyi bir insan ki kitaplıktan her çeşit kitabı kendi adına alıp yurda götürmemi sağlıyor) bursumu alıp almadığımı sordu. Almadığımı söyleyince ısrarla para verme teklifinde bulundu. Var deyip kabul etmedim. Gerçekte rupim yok ama biliyorsunuz 202 dolar, 200 Türk Lirası ve 6.10 da Lübnan lirası var üzerimde. Ama daha önce de yazdığım gibi onları mecbur olmadıkça bozmak niyetinde değilim. Bursum 250 rupi ama 3.75 ini posta masrafı olarak kesmişler bana 246.25 ödediler. Tabi parayı alınca yurda ödemem gereken parayı vermek istedim. Onlarda bu gün Register Office’e bir mektup yazmışlar benim için. Burs yönetmeliğini de onun için istemişlermiş. Yönetmelik harç, depozit ve benzeri ücretlerin Hindistan hükümetince ödeneceğini yazıyor. Buna göre toplamda 182 rupi olan kayıt ücreti ve iki buçuk aylık yurt ücretimin bursumun dışında ödenmesi gerektiğini bildirmişler mektupta. Ağustos ayı da buna dahil. İşte bir bunda şüpheliler. Onun için cevap gelinceye kadar para ödemeyeceğim. Eylül bursumu aldığımda iki aylık birden alacaklarını söylediler. Buna göre 136 lira tutan depozit ve harçları ben ödemeyeceğim. Bursumun dışında Hindistan hükümeti ödeyecek. Ablacığım mektubunda yürüme rikşaya bin diyorsun. Sözünüzü tutuyorum. Yalnız sizin de memnunlukla karşılayacağınız bir karar aldım. Kütüphane de değil de yurtta odamda çalışıyorum. Çünkü istediğim her kitabı Dr. Ekmel Eyyübi, Dr. Nazir Ahmed ve Dr Samuddin Ahmed kendi adlarına alıp bana veriyorlar. Bildiğiniz gibi 12.00 ye kadar dersteyim. Dersten çıkıp kütüphaneye gitmeme imkan yok. Ayrıca yurda yemeğe gelip sonra kütüphane ye gitmem de günde iki yerine dört kere rikşaya binmemi gerektiriyor ki hiç lüzum yok. Odam ve çalışma masam çok rahat. Mektubuma bursla başladım bursla bitireceğim galiba. Sizler nasılsınız? Ablacığım bacağın hala ağrıyor mu? Bilsen nasıl üzülüyorum sizin için. Bana öyle geliyor ki bir kere buraya gelseniz ne annemin ne de senin ağrılarınız kalmaz. Daha önce de yazdığım gibi Pazar günü Mrs. Ve Mr. Rahman’lara gittim. Benden başka, Mrs. Barnard, Mr. Martin, Mr. Ve Mrs. Birmington lar (Amerikalı) eşi İsviçreli olan bir profesör ve onun doçent olan kız kardeşi vardı. Çok iyi bir gün geçirdik. Mrs. Rahman bizi çaya da alıkoydu. Eşi İsviçreli olan profesör beni 18.00 de arabasıyla yurda kadar getirdi. Evleri yurda çok yakın. Dün ve bugün her zaman ki gibi fakültede idim. Derslerime çalışıyor. Başarım için dualarınızı bekliyorum. Yarın akşam 16.00-18.00 arasında Mrs. Barnard’a çaya davetliyim. British Council dan gelen İngilizce makale plaklarını dinleyip pratik yapacağız. Prof. Khan bilsen karta nasıl sevinmiş. Çok teşekkür ediyor. Dr. Abidi ile fakülte deki İngilizce çalışmalarımızda çok iyi. Anneciğim, ablacığım ben çok rahat ve huzur içindeyim. En büyük dileğim sizlerin de huzur içinde olmanızdır. Sulh ve sükünet diyarı Aligarh dan kucak dolusu sevgiler. Ellerinizden öperim.

21 Ağustos 1963 17.30

 

Canım anneciğim, canım ablacığım,

 

18.8.1963 günlü altıncı mektubunuzu dün yani 20.8.1963 günü saat 16.30 da aldım. Bu kadar kısa zamanda gelmesi harikulade. Bu gün saat 13.00 de de ağabeyimden aldım. O, 17.8.1963 de yazmış. İstanbul dan daha çabuk geliyor. Ablacığım, 8 numaralı mektubumu almadığını yazıyorsun. Çok üzüldüm. Zira yazdım. Sanırım bir yerde bir gecikmeye uğramış olmalı. Zaten size yazarken defterime not alıyorum. Bu yüzden bir yanlışlık yapmış olamam. Umarım ki şimdiye kadar almışsınızdır. 7. Ve 8. Mektuplarım aynı tarihleri taşır. Size yazdıktan ve postaladıktan hemen sonra ilk mektubunuzu almış olduğum için aynı gün tekrar yazmış ama ikincisini yani 8 numaralı olanı ertesi günü postalamıştım. Ablacığım, Muhtar beylere gittiğinize ne iyi etmişsiniz. Bir daha görürseniz lütfen hürmet ve selamlarımı söyleyin. İnci lere keza. Siz orada sıcaktan müştekisiniz oysa Aligarh’da hava çok nefis. Dün gece ve bu sabah hep yağmur yağdı. 8.00 dan sonra açtı. Gökyüzü pırıl pırıldı. Yağmurdan sonra her yer tertemiz pırıl pırıl oluyor. Saat 12.00 de son dersten çıkınca yürüdüm. Yurda yarım saatte gelebildim. Bir kere daha yürümüştüm. Ama tam molla yürüyüşü benimki. Yolun yirmi dakikalık kısmı ana caddede. Ana cadde yani University Road asfalt ve yolu büyük gövdeli, geniş yapraklı gölgeliyor karşılıklı. Harikulade bir yol. Yalın iki tarafına geniş, bahçeler içine alınmış kah modern kah klasik binalar süslüyor. Kızlar 20 dakika da geliyorlarmış ama ben çok ağır yürüyorum ve ayağımdan aldığım günden beri çıkmayan çappal larla yürümek çok rahat. Tipik Hindistan terliklerinin ökçesizlerinin adı çappal. Ablacığım ders saatlerimizde dün sabahtan itibaren bazı değişiklikler oldu. Ama bu benim için bilemezsiniz nasıl iyi oldu. Bundan önce 18 saat olan dersim şimdi 17 saat. Ayrıca her gün 9.00-12.00 arasında gidiyorum ama 10.30-11.15 arasında seminer kitaplığında kah dinleniyor kah çalışıyordum. Şimdi ise Pazartesi yalnız 9.45-10.30 ve Perşembe 9.45-11.15 arasında dersim var ve Pazartesi 10.30-12.00 ve Perşembe 11.15-12.00 arasında İngilizce dersi alacağım. Özel olarak verilecek bu gramer dışında pratik için Mr. Khan, Mrs. Barnard ve Mr. Martin her an hazırlar. Her gün 12.00-12.30 arası onlarla konuşabileceğim. Bölümlerimiz çok yakın. Yeni programa göre Cumartesi günleri de 9.45 de başlıyor dersim. Böyle olunca hafta da üç gün 9.00 da üç günde 9.45 te başlıyor dersim ve ben 7.00 dan 9.00 a kadar çalışabileceğim sabahları. Ablacığım, İngilizce bölüm başkanı harikulade bir insan son derece nazik ve üstelik Türkiye ile özel olarak ilgileniyor. Bana Ayasofya yı sordu. Bildiğim kadarı ile anlattım. Bir özelliği de çok şık papyon kravatlar takıyor. Bana Türkiye de değişik papyon kravat bulunup bulunmadığını sordu. Ablacığım bu mektubumda senden bazı ricalarım olacak. Önem sırasına göre yazıyorum. Sana bunları yazıp yapacağım için üzülüyorum. Ama zevkle yapacağından eminim. 1- İslam Ansiklopedisinin İRAN maddesi 2- Aşağıdaki adrese Ayasofya nın renkli ve çok güzel olan bir resmi – Adres: Prof. B.A. Khan Head of English Department Muslim University Aligarh U.P. INDIA 3- Tahir Nejat Gencan ın Türkçe Grameri. Ablacığım posta ücreti çok olursa gramerden vazgeçebilirim. Ama ilk isteğim çok mühim. Dayımların kampta oluşuna çok sevindim dinlenirler. Hüseyin ağabeyime söyle, o vaktimden çok posta masrafını düşünerek on günde bir yazsın demiştir. Dün yazmadım ama öyle zor oldu ki. Mektup aldığım an yazmak için sonsuz bir arzu duyuyorum içimde. Biraz dinlendikten sonra Jean’e ve Seyfullah Esin’e (Büyükelçi) birer mektup yazdım. İkindi kahvaltısından sonra oldu tabii bunlar. Şimdi de size yazıyorum. Seyfullah Esin’e hem teşekkür ettim hem de bursumu takip etmesini rica ettim. Zira henüz almadım. Ama ne kadar geç olursa o kadar iyi. Henüz param var. Günlük masrafım 0.50 gidiş ve dönüş rikşa parası, yazdığım günler 0.50 mektup ve 0.25-0.50 arasında değişen meyve parası. Yani ortalama 1.50 rupi harcıyorum. Elimde daha 20 günlük harçlığım var. Bu zaman zarfında bursumda gelmiş olur elbette. Paramı bozmak niyetinde değilim mecbur olmadıkça. Ne fena yine sonuna geldim sayfanın. Sanki biraz daha büyük olsa ne olur du şu kağıt. Hasretle ellerinizden öperim. Büyüklere saygı, küçüklere sevgiler.

19.08.1963 Aligarh 20.30

 

Canım anneciğim, canım ablacığım,

15.08.1963 gün ve (5) sayılı mektubunuzu bugün saat 15.00 de aldım. Çok pek çok teşekkürler.

Ben de önceki mektubumda da yazdığım gibi dün öğleden sonra Dr. Shamoon İsraili nin evine davetli idim. Kahvaltı diye gittim. Ama bir fincan çayı mükellef bir sofrada ikram ettiler. Neler yoktu ki. Dr. İsraili nin hanımı çok nazik. Daha önce beni yurtta da ziyaret etmişti. Üçü kız üçü erkek altı çocukları var. En büyükleri Ercüment Pervin (kız) üniversite ikide. En küçükleri Beşşar (erkek) da henüz dört yaşında. Aile son derece sevimli ve sempatik. Yurda kızıyla döndüm. (Son derece nazik bir insan Dr. İsraili). Bu sabah Fakülte de idim bermutat 12.00 de dersten çıkınca Prof. Barnard’ın odasına gittim. Beni bekliyordu. Birlikte Fakülteye çok yakın olan evine gittik. Evi çok güzel. Benim için ahçısına özel yemekler hazırlatmış. Kendimi evimdeyim sandım. Bilseniz Mrs Barnard ne kadar tabii, asil ve iyi bir insan. Bana 14 yaşındaki oğlundan aldığı mektubu okudu. Herşey mükellef ama bir tek derdi var. Yalnız sofraya oturmaktan nefret ediyor. Ben davetini kabul ettim diye öyle sevinçli idi ki. Oxford’dan Aligarh Üniversitesine bir yıl için okutman olarak gelen Mr. Paul Martin şerefine Staff Club da verilecek partiye, Prof Khan ( İngilizce bölüm başkanı ) beni de davet etti. Bu akşam saat 17.00 de Staff Club da idim. Mrs. Barnard’dan 15.00 da izin isteyip yurda döndüm. Hem banyo yapıp üzerimi değiştirdim hem de umduğum mektubu aldım. Ayrıca yurt müdüründen izin alıp defteri imzalamamda gerekiyordu. Yurdun kaidelerine uymak zorunda herkes. Müdürümüz ders saatlerini biliyor. Bunun dışında yurttan her ayrılışımı muhakkak surette deftere yazmak zorundayım. Bu çok tabii ve hatta zaruri. Eğer biri gelirde kızlardan birini ararsa önce deftere bakıyorlar. Yurtta olup olmadığı anlaşılıyor. Giderken ayrılış gelince de varış saatlerini yazıyoruz. Ayrıca çıkış maksadı veya ziyaret edilen kimsenin adı da yazılıyor. Eğer dönüş 18.30 dan sonra olacaksa ayrıca müdürden izin almak gerekiyor. Üniversite mezunu olupda M.A. veya Ph.D. yapanlar için bu böyle diğerleri ancak bunlardan birinin refakatinde çıkabiliyorlar ya da toplu halde. Mrs. Hamide Mesut beni çok seviyor izin için gittiğimde “sizi davet etmeleri beni çok sevindiriyor. Yalnızlık hissetmiyor, sıkılmıyorsunuz diye çok memnunum” dedi. Staff Club den 18.45 de döndüm. Çok memnundum. Doçentlerden birinin yine doçent olan eşi ile ben Mr. Paul Martin’in birer yanında yer aldık. Bana çok iltifat ve ikramda bulundular. Önce salonda çay ve beraberindeki nefis şeyleri tatık. Sonra da veranda da oturduk. Veranda tenis kortuna açılıyor. Burada çiçeklerin renkleri kaleme gelmeyecek kadar çeşitli ve güzel. Bu sabah Dr. Nazir Ahmet İngilizce bölüm başkanına bir mektup yazıp benim ayrıca özel olarak İngilizce çalışmak istediğimi bildirmişti. Prof Khan mektubu almış bu hususu görüşmek üzere 10.30 da (yarın sabah) beni bekleyecek. Bunu ben istedim. Perşembe günü de Allah izin verirse Dr. Nazir Ahmet ile sistemli bir Urduca öğrenimine başlayacağız. Ders saatlerini İngilizceye uyduralım dedi Dr Nazir Ahmet. Yalnız çalışırsam çok yoruluyorum. Önce Farsça İngilizce (Farsça o kelimenin karşılığını bilsem bile İngilizcesi için bakmam gerekiyor) sonra da İngilizce- Türkçe lügata bakmak çok zaman alıyor. (Bugün İngilizceniz çok güzel neyi öğrenmek istiyorsunuz diye sordu da Prof. Khan, Mrs. Barnard “Oxford İngilizcesi” diye cevap verdi). İnşallah Türkiye’ye ana dilimden gayri üç dili Türkçem gibi biliyor olarak döneceğim. Bundan sizinde en az benim kadar sevinç duyacağınızdan eminim. Ablacığım yabancı öğrenciler derneğinde sadece üyeyim. Faal hiç bir görevim olmadığı gibi olmaz da. Emin olabilirsin. Satırlarımı sonlar, hasretle ellerinizden öperim.

17 Ağustos 1963 Aligarh 14.00 Yurt

 

Canım ablacığım, canım anneciğim,

 

Biraz önce aldım mektubunuzu ve sevincim sonsuz. Jean’den gelen mektup ve Hayat mecmuası için de teşekkürler. Mektubun suallerle dolu. Bir kısmını daha önce gönderdiğim mektuplarda cevaplandırdığımı sanırım.

 

Ama yine de soruları tek tek cevaplamaya çalışacağım. Bana gazete ve mecmua göndermek istediğini yazıyorsun, çok teşekkür ederim. Gazete okumaya vaktim olacağını sanmıyorum. Çünkü mühim bir olayı zaten yazarsın. Radyo ve gazeteyi yurda dönünce dinler ve okurum. Mecmuaya gelince arada bir istersen gönder ama muntazam böyle bir masrafa girmeni istemem. Mesela altı ayda bir göndereceğin bir modeli (Burda ve benzeri patronlu aylık model) haftalık mecmualara tercih ederim. Yoksa dikiş mi dikeceksin diyeceksin eminim. Diktim bile. Ama çok basit sadece yarım saatimi aldı. Bundan önceki mektubumda Hanife ile çarşıya gittiğimiz ve aldıklarımızı yazmıştım. Ama bütün eksiklerimi alamadığımı ifade etmiştim. Dün öğleden sonra La-or ve Bushra (Buşra) ile tekrar çıktık çarşıya ve üçümüz aynı Rikşaya bindik. La-or hatme hayale gelmeyecek derece de muzip ve son derece neşeli. Dün bir desenli poplin aldım. Mrs.Hamide Mesud’un (New Hostell’ın Müdüresi) diliş makinasında dikeceğim. Çok basit bir şey yapmak niyetindeyim. Bildiğiniz gibi yurt içinde giyecek yalnız taba düğmeli poplin elbisemle, arkadan açık çizgili basmam var. Burada elbiseler standart. Yanlarında iki yırtmaç (tabii şalvar giydikleri için) açık yaka. Bazıları kollu bazıları kolsuz. Bütün kızlar poplin giyiyor. Burada çok değişik renk ve desende poplinler var. Hele Rana’nın elbiseleri çok güzel. Yurdun en şık ve en temiz kızı hemen hemen Rana diyebilirim. Üniversitenin son sınıfında diye yazmıştım galiba. Meğer geçen yıl bitirmiş te; bu üniversite sonrası bir yıllık bir pedagoji eğitimi imiş. Bachelor Education diyorlar. Her gün 7.30 dan 13.30 a kadar dersi var. Çok yoruluyor. Elbiseden nereye atladım? Poplinim mavi zemin üzerine (çok açık mavi) beyaz ve füme desenli 2.50 ya da (2.25 m) aldım. Ve sadece 6.25 rupi ödedim. İki buçuk rupi, bir yardası. Bizde 15-18 liraya satılan poplinler gibi. Bir de eteklik lik poplin aldım. Ekose bluzumun içindeki rengi hatırlayacaksın (Şortumun rengi ama biraz daha açık ve bu daha da tuttu bluzumu.) 2.30 yarda aldım. Bu da 2.50 den 5.75 rupi verdim. İpek gibi ince ve sık. Elbiselerim için naylon torba aradım yoktu. Fakat torba yapabileceğim naylonu metre ile aldım. Kendim yapacağım. Dolabın duvarları sıva yalnız kapısı yağlı boya. Onun içinde mavi büyük boy kağıtlar aldım. Dolabın içini ve bir tarafındaki rafları kaplayacağım. İki askı daha aldım. Üst üste asmamak için. Gelirken bince de (istasyon da) soğuk Coca Cola içtik. La-or termosunu almıştı. Arkadaşlar için 4 tane Coca Cola yı termosuna koydu ve döndük. Saat 2.00 de çıkmıştık 5.00 de döndük. Ben hemen bir banyo alıp biraz büsküit yedim. (ikindi kahvaltısını kaçırmıştık)Ve sonra hemen etekliklik poplinin iki başından iplik çekip düzelttikten sonra birleştirdim. O renk ibrişimimde varmış. Temiz dikiş yaptım. Bu La-or la benim diğer dört Taylandlı kıza dolayısıyla bütün yurda sürprizimdi. Tayland lı kızlar yurt içinde mahalli kıyafetleri ile geziyorlar. Bu üzerime herhangi bir bluz giyilebilen ve ayak bileklerimde bir eteklik. 2-2.5 m arasında değişen (yanlışlıkla metre dedim yarda yerine) bir kumaşı gerektiriyor. Ama 90 cm eninde olması şart. Bir dikişle birleşiyor. Giyince şekil veriliyor. Yanda çizdiğim gibi giyiliyor. Banyo sonrasında da (b) deki gibi giyiyorlar. Yemeğe yetiştirecektim oysa daha önce bitti. 6.30 da yürüyüşe çıktık. Herkes çok beğendi. La-or 6 numaralı Taylandlı diye takdim ediyordu beni. Şimdi de onunlayım bilemezsiniz ne rahat. Kalıba hacet yok tabii görmem kafi idi. Galiba onlardan daha güzel yaptım. Rana en çok beğenenlerden biriydi. Ama: “Saime çok üzüldüm. Önce onların kıyafetini giydin. Söz ver. Şalvar değil belki ama sari giyeceksin? “ diyordu. İleride bir sari almayı düşünüyorum. Ama şimdi değil. Zira tahmin edeceğiniz gibi benim beğendiklerim çok pahalı. Galiba daha bir sorunu cevaplayamadım. Muntazam çalışmaya gayret ediyorum. Öğleden sonra 2-4 arası herkes uyuyor. Ben hiç denemedim. O çok sakin olan saatlerde çalışıyor veya bugünkü gibi size yazıyorum. İkindi kahvaltısı ve akşam yemeğinde dinleniyorum. Zira ilki yarım saat akşam yemeği de 45 dakika sürüyor ve duadan sonra bir de her masa birlikte veya masalar teker teker kalkabiliyor. Masa arkadaşlarımızdan biri geç gelmişse yandık. Onun yemeğinin bitmesini beklemek zorundayız. Bu saatler tahmin edeceğiniz gibi tabii dinlenme saatlerim oluyor. Kimsenin odasına gitmiyorum. Kimse de benim odama gelmiyor. Gelseler bile 1-2 dakikayı geçmiyor. Ben son derece ciddi bir kızım. Herkesin zamanına, çalışmasına hürmet ettiğimi görüyor aynı şekilde mukabele ediyorlar. Bazen (çok ender) 6.30-7.00 arasında güneş batarken bahçeye çıkıyorum. Bahçemiz harikulade. Muazzam bir parkı gözünün önüne getir. Tabiat harikulade. Çiçekler, çimler öyle renkli öyle göz alıcı ki. Hele adını bilmediğim büyük boylu muhteşem bir ağaç var ki, Abdullah Hall’de bulunmakta. Çınar gibi ama çiçekli. Ve yeşili harikulade. 6.00 da uyandığımı ve yemek saatlerini daha önce yazdığım için tekrarlamayacağım. Elbiselerimden memnunum. Onları gömme gardıroba astım. Odam yurdun en güzel, en tertipli ve en temiz odası olarak nam aldı. Dolabım yandaki gibi. Bu akşam kağıdımı kaplayacağım.

 

Bir de hepimizin bir şeyi var adlandıramayacağım. kızlar sari şalvar vslerini asıyorlar çıkarınca. havluda asıyorlar. Taylandlı kızlar çamaşırlarını da  kurutuyorlar. Ben de arka tarafa etekliklerim için iki çivi çaktırdım. Soyununca asması rahat oluyor. İki başınada iki ayrı çivi çaktırdım birine havlu yüz havlusu birine de sütyen ve giymişsem gömleğimi veya jüponumu asıyorum. Altta da ayakkabı koyma yeri var. Ben çivilere kılıf yaptım ( paslı idi de). Cibinliğe gelince. Tel ve demir yalnız büyük pencerelerde. Burada hemen her binada bunların dışında tavana çok yakın ve açık tutulan pencereler var. Yukarı doğru açılıyor. Bizde de var. Ama camın devamında bizimkiler. Bu camdan ayrı daha küçük boyda ve tavana çok yakın. İşte binalardan ışık yanınca sivrisinek gelmesi ihtimali var. Cibinliğin içine girmek çok kolay. Zira yere kadar değil. Boyu kısa ve kenarları yatağımın altına konuyor. Girdiğim kısmı da içeriden yatağımın içine sokuyorum. Vantilatör ince cibinliği titretiyor ve bu bana ninni gibi geliyor. Çapraz çubuklar bambu ağacı. Karyolamın ayağında demir halkalar var çubukla araya geçiyor. Kurması çok rahat. Yurt ve odam hakkındaki diğer sorularınızı  bundan önceki mektuplarında cevaplandırmaya çalışmıştım sanırım. Yurt henüz tek katlı. Ama seneye iki kat olacak. Sıcaklara gelince şimdi, hemen en sıcak günlerden biri ve yağmur da yağmadı ve üste günün en sıcak saati. Termometre tam 30°’yi gösteriyor. Vantilatör beni sağımdan serinletiyor.  Ve en ufak bir rahatsızlık hissetmiyorum bugün son saatte ders yapmadık. Dr.Samiddin’in bir mazereti varmış. Özür diledi. Ben de Şamşad market denilen üniversite çarşısına gittim. Yakın fakülteye ama sıcaktı onun için Rikşayla gittim. Orada bir kitapçı var.oğlu biz de doktora talebesi. Yanında çalışan diğer oğlu’yla yapıyorum alışverişimi.  Uzak demektir kağıdını bugün aldım. Dolayısıyla kalemin bayram ediyor bugün. Bir de çok küçük bir elbise fırçası aldım.6 toka 12’de filkete aldım.   Zira topuz yaptığım için tokalarımın ağzı çabuk açılıyor. Öğleden önce aldığım banyodan sonra (çarşı dönüşü ) filkete ile topuz yaptım çok daha rahat. Saçlarımı haftada iki defa pazar ve perşembe günleri yıkıyorum. Onun dışında banyodan önce beş 6 dakika saçlarımı vantilatörün önünde fırçalıyorum (Rana dan öğrendim bu usulü onun saçları da benimkiler gibi yani ne uzun ne kısa) Sıkı bir topuz yapıp öyle giriyorum banyoya.

 

Son soruna gelince hiçbir ihtiyacım yok çok şükür. Herkesten tasavvurunun fevkinde bir ilgi görüyorum. Yalnız izin mi bölümün büyük bir şöhreti var. Son derece değerlim iyi ve nazik hocalarıyla ün yapmış. Bunu herkes böyle biliyor Aligarh’da.  Profesörden geliyor galiba bu değer ve nezaket. Her şeye bihakkın vakıf olmanın verdiği emniyet ve rahatlık içinde son derece mütevazi ve sadece veren kişiler. Ablacığım kullandığım yegane emanet eşya yatak (O da Asafa’nın) İleride pamuğunu alıp yaptırmak veya yapmak niyetindeyim. Hazırlarım pamuğu iyi değilmiş.  Ampulü mü bile aldım.  O da Asafa’ nındı. Yurtlar maalesef masa sandalye ve karyola dışında (çöp sepetine de veriyor) hiçbir şey vermiyor. Ablacığım, misafirhaneye tahmin ettiğim gibi para verdim. Dört gece için 25 rupi aldılar. Yurt için 46 rupi vereceğim. Daha doğrusu umumi olarak öyle. Henüz almadılar. Ağustos Bursum gelmeden almayacaklarını söylediler ben de o yüzden bu haftaki alışverişleri yaptım rahatlıkla. Ağustos kursu mu bu pazartesi umuyorum. Bundan sonrakilerde her ayın başında vereceklermiş. Yalnız yurt girişte bir depozito almak üzere iki aylık birden alıyor muş bir de fakülteye giriş Ücreti yatırılıyormuş. Vantilatör kullananlardan da kullanılan her ay için 10 rupi elektrik parası alıyorlar. Çok ama teamül bu. Ama ben değil 30 gece bir gece rahat ve küfür küfür uyuyabilmek için bunu ödemeye hazırım. Bugüne kadar 210 rupi harcamışım. Elimde 40 rupim var. Bunun dışında doldurduğum bir form (Yen’i Delhi’ye indiğimde meydanda paralarımı sayıp doldurtmuşlardı bu formu) ve 202 $, 200 TL, 6 Lübnan lirasına sahibim. Bunları elimdeki deklerasyonla bankada rupiye tahvil her an kabil. Ama Allaha şükür henüz ihtiyacım olmadı. 200 $ dışındakileri rupiye tahvil ederim ileride ama 200 $’ı dolar olarak muhafaza etmemi hem Dr. Ekmek Eyyüb hem de Prof. Nazir Ahmet tavsiye ettiler.  Zira bir kere bankaya koydun mu oradan ancak rupi olarak alabilirmişim. Bugün 1 $ 4.50 rupi. Ama bazen borsa yükselir ve dolar 7 rupi ye kadar yükselirmiş. Param çok emin yerde. Bavulumun tabanında. Bavulun kilitli ve dolapta. Dolapta kitle. Ayrıca Rana dan sonra çıkıp önce geldiğim için oda kapımda kilitli. Dış kapıyı her zaman kilitliyorum. Yemeye hatta yoklamaya gidince bile. Kilit Rana nın anahtarın birisi onda biri de ben de. Aligarh’ın  kilitleri cidden çok enteresan. Dolabın kilidi pek hantaldı (hep asma kilit) çarşamba günü bir küçük asma kilit aldım o kadar şirin ki görmelisiniz. Anneciğim, ablacığım, Bu satırlarla hakkında daha da çok bilgiye sahip olduğunuz. Sizleri memnun ettiğimiz sanırım. Yerden azami istifade için satır başı yapmıyorum özür dilerim. Yarın akşam 5:30’da Dr.  Shamoon  İsraili  akşam çayına davet etti evine. Üniversitede okuyan kızı gelip alacak beni 13:30’da evi çok yakınmış yurda. Pazartesi öğle yemeği için de Prof. Gelen Barnard’a  davetliyim. Pazartesi günü saat 12:00’de beni fakültedeki odasında bekleyecek. Birlikte gideceğiz evine. Selamınızı söyledim çok mütehassis oldu. Bugüne kadar ilgilenemedim çok meşguldüm diye de özür diledi. İşte böyle. Beni soranlara selam diyemiyordum yersizlikten. Teyzeme, dayıma, hanım ablama, Hüseyin abime, Muzaffere, Fitnata, Kamile ablaya, Hikmete, Niyazi ve Arslan beylere, Pakize ablaya, Melihe hanım teyzeye, Nezahat hanıma, Refik beye, Şaziye hanıma, İnciye, arkadaşların Besim bey, Nebahat ve Nurten hanımlara hürmet ve selamlarımı söylersen memnun olurum. Cemil, Yavuz, Yeknaz, Ertan, Yılmaz (Hikmetin iki çocuğun adını unuttum) ve Ayşe’nin gözlerinden öperim. Bir ara (galiba yarın veya bu gece) Deniz, Özgün ve Nesime de yazacağım. Hasretle ellerinizden öper size kucak dolusu sevgiler yollarım. Bana dua edin ama sakın üzülmeyin. Yalnız sizin MİMİ’niz. .

16.8.1963 Yurt-7.00

 

Canım anneciğim, canım ablacığım,

 

Dün öğlen aldım 12.8.1963 günlü mektubunuzu. Yazan ellerin sağ olsun. Beni beni nasıl sevindirdiğinizi asla bilemezsiniz. Sizlerin iyi olduğunuzu öğrenmek bana hem sevinç hem de enerji veriyor. Size Çarşamba günü yazıp postaladıktan sonra fakülteye gittim. 12.20 de yurda dönmüştüm. Yemekten sonra saat 15.00 de Hanife Begüm (Kız Kolejinde öğretmen. Evi tamamlanmamış henüz, bu yüzden yurtta kalıyor) ile birlikte şehre, çarşıya gittik. Benim günlerdir yazdığım, ve aklıma geldikçe tespit ettiğim ihtiyaçlarım vardı. Perşembe de tatil olduğu için en uygun gün diye düşündüm. Ama ihtiyaçlarımın sadece bir kısmını alabildim. Hem sıcaktı hem de yorulmuştuk. 17.30 da yurtta idik. Aldıklarımın listesini vereyim.

 

Rupi

2 yatak 2 yorgan çarşafı                         6.35*4 = 26.12

Büyük boy beyaz banyo havlusu                              6.01

Kareli (pastel renkler) bir yatak örtüsü                  6.75

Masa ve yastık örtüsü için 2 m yeşil keten          5.00

Banyo için terlik (tokyo)                                                4.50

Fakülteye giderken giymek için bir terlik             6.50

Bisküvit (tatlı)                                                                        1.50

Elma reçeli (büyük bir kavanoz)                                1.62

Elbise dolabım için asma kilit                                     0.37

İki defter                                                           0.31*2=   0.62

 

Sen istersen yekünunu yaparsın. Ablacığım daha önce aldığım yazdığım yatak örtüsünü aynı zamanda gece örtünüyordum. Asafanın yatak takımlarını iade ettiğimde bir çarşafa ihtiyacım olduğunu düşünmüş ve hemen almak istemiştim. Ama Rana hiç kullanmadığı çarşafını ısrarla verdi. Onu kullandım. Hala da kullanıyorum. İç çamaşırı ve benzeri küçük şeyleri kendim yıkıyorum. Yurdun bir çamaşırcısı var. Her pazar öğleden sonra yurtta. Topladığı çamaşırları üzerlerine etiket koyup alıyor. Ertesi hafta hepsi ütülenmiş olarak (tabi ki yıkanmış ve ütülenmiş) geliyor. Bu pazar Rana ile benimkileri vereceğiz. Bir hafta sonra geleceği için her şeyimin çift olması gerekiyor. Yatak örtüsünün bu sefer ucuzunu aldım. Ama çok güzel görseniz beğenirsiniz. Yalnız aynı desen masa örtüsü yoktu. Karelerden birinin rengi olan yeşil keten aldım. Hem bir masa örtüsü hem de bir yastık diktim. Çok güzel oldu her ikisi de. Kızların ağzı açık kaldı (laf aramızda iyi kızlar, hoş kızlar ama elleri iğne tutmuyor). Yatak örtümü de bastırdım ama henüz kullanmadım hiç birini. Pazar günü değiştireceğim. Banyo için büyük bir havluya acilen ihtiyacım vardı. Banyo da silinip hemen orada giyinmek zor oluyordu. Şimdi çok rahat. Banyodan çıkınca havluma sarınıp biraz dinlenebiliyorum. Çarşaflarım çok güzel. Keten ve kenarları antika dördü bana iki yıl yeter. Çünkü çok sağlam görünüşlü ve en pahalısını aldım.

 

Ablacığım iyi ki Ankara da fazla terlik almamışım. Aldıklarımı yani bizim paramızla 13 liraya verdiklerini görünce ağzım açık kaldı. Ökçesiz ama Gandal’dakilerden hani orada 60-70 liraya satılanlardan çok daha güzel ve en mühimi çok sağlam. Fikir vermek için aynı görünüşlü 4 rupi olanları da var diyebilirim. Ben her şeyin en iyisini daha uzun ömürlü olsun diye tercih ediyorum.

 

Anneciğim, ablacığım ben zayıflamadım inceldim sadece ve çok da memnunum. Yurda gelinceye kadar çok rahat yiyordum her şeyi çünkü İngiliz usulü yemeklerdi ve birinci sınıf veya lüks yemeklerdi. İlk üç gün yedim daha doğrusu yemeğe çalıştım. Ama öyle azdı ki mesela bir kaşık pilav bir iki çatal et. Buna karşılık meyve ve büsküi alıyordum. Yurt müdürü yiyemediğimi (çünkü son derece acı ve baharatlı) görünce benden yiyebileceklerimin bir listesini istedi verdim. Allaha şükür hastalanmadım. Her şey çok iyi ve gönlümce. Ne olur benim için üzülüp endişe etmeyin. Değil mi ki geldim. Katlanacağız ayrılığa. Yalnız başarım için dua edin. Satırlarımı selamla sonlar hasretle ellerinizden öperim.

 

14.08.1963 Çarşamba 7.00 Yurt

Canım anneciğim, canım ablacığım,

 

İkinci mektubunuzu dün aldım. Hem de ağabeyiminki ile birlikte. Bir öncekinin iki katı idi sevincim. Yemekten sonra bardağımı yıkıyordum, Çaroen kapıyı vurdu. Elinde iki mektup vardı. Tabi bardağı bırakıp ellerimi kuruladım ve hemen mektupları açtım. Çaroen Tayland’lı kızlardan biri. Sıraya girmişler aralarında bana gelen mektupları vermek için. Karşılığında pullarını alıyorlar. İtina ile kesip veriyorum. Eğer mümkünse renkli ve değişik pullar kullanmanı rica edeceğim.

 

Birşey beni çok şaşırttı. 6.8.1963 de yazıp 7.8.1963 de postaladığını 12.8.1963 de, buna karşılık 11.8.1963 de postaladığını da 13.8.1963 de aldım. Nasıl aldım anlamadım. Galiba pazar akşamları İstanbuldan Delhiye direk uçan PAA a yetişti. Zira ağabeyimde 9.8.1963 de yazıp atmış ve aynı günde aldım. Dün akşam yemekten önce ağabeyime de yazdım. Ablacığım yemek saatlerini soruyorsan. Şöyle: 6.30 da kahvaltı zili çalıyor 7.00 ye kadar gitmek kabil, ama ben tam 6.30 da kahvaltıda oluyorum. Yediden evvelde ellerimi yıkamış, çalışma masama oturmuş oluyorum. Öğle yemeği zili 12.30 da çalıyor, 13.15 e kadar gitmek mümkün. Şimdiye kadar en geç 13.00 de yemek salonunda oldum. İkindi kahvaltımız saat 16.15 de 16.30 dan sonra gidersek gecikmiş oluyoruz çünkü yemek salonu 16.45 de kapanıyor. Akşam yemeği 19.30 da hemen her zaman tam vaktinde yemekte olabiliyorum. 20.15 de de yoklama var. Büyük bir salonumuz var yoklama orada oluyor. Ekseri 10.30-11.00 de yatmış bulunuyorum. Çünkü sabahları en geç 6.00 da kalkmış oluyorum. Eğer o saate kadar uyanamamışsam Rana beni uyandırıyor. Rana ile aynı odada değiliz. Odalarımız daha doğrusu dairemiz şöyle: ……..

 

Herhalde size bir fikir vermiştir plan odamız hakkında. New Hostel’da şöyle:…….

 

16 odanın her birinde iki kız kalıyor. Her birinin birer gardırobu, birer karyolaları ve birer de çalışma masası var. Sandalye dedim ama hepimizin ki koltuk. Benim iki koltuğum var yalnız. Rica ettim ikisini, biri gelince rahat oluyor. Yatağa otururlarsa örtü bulunsun diye düşündüm. İkinci kat çıkılıyor ama inşaat durmuş. Seneye tamamlayacaklarmış. Bu yüzden bazı odalarda üç kız kalıyor. Sadece bir karyola ilave ediyorlar. Bu mektubum maalesef sizinkine tam bir cevap olmadı. Bunu bitirip postalamak sonra tekrar yazmak niyetindeyim. Saat 8.00 oldu. Elbisemi değiştirip fakülteye gideceğim. (saçımı kahvaltıya giderken topuz yapmış oluyorum). Satırlarımı sonlarken hasretle ellerinizden öper, kucak dolusu sevgiler yollarım. Soranlara selamlar.

MİMİ’niz

12 Ağustos 1963 Aligarh 7.30

 

Çok sevgili anneciğim, ablacığım,

 

Size Perşembe sabahı fakültede yazmış, öğlen yurda gelince de postalamıştım. Perşembe günü 9.00 da dersim yok. Edebiyat tarihini Perşembe ve Cuma olmak üzere iki grupta yapıyoruz. Ben ikinci gruptayım. Cuma günleri yapıyorum o dersi. Fakülteye erken gitmiştim. O yüzden size seminer kitaplığından yazdım. Cuma günü yemekten sonra toplu halde müdürle birlikte bütün yeni talebeler hastaneye gittik sıhhi kontrol için. 2.00 den 5.30 a kadar sürdü muayene. Tam, bir heyeti sıhhiye muayenesi idi. Herkesi aşıladılar. Aşıyı karışık yapıyorlardı (Kolera ve Tifo). Ben karma aşısı olduğumu söylediğim için bana yalnız tifo aşısı yaptılar. Nispeten daha az acı verdi. Kızların hemen hepsi ateşlendiler. Hamdolsun ben rahatsızlık hissetmedim. Yalnız ilk iki gece sol tarafıma yatamadım. Bu muayene altı ayda bir yapılırmış. Eski talebeler de Cumartesi günü gittiler. O gün hastaneden yurda geldiğimde hastalandım. Geçen ayın 14 ünde hastalanmıştım. Biraz erken ama hiç sancılanmadım Allaha şükür. Az değil, ama o kadar rahatım ki. İlk gün ablamın elleriyle diktiklerinden birini kullandım. Ama yıkamak değil de kurutmak çok zor oldu. Çünkü havalar nispeten yağışlı ve dolayısıyla rutubetli ve hemen daima bulutlu. Bu yüzden pamuk kullanmaya karar verdim. Cumartesi günü okul dönüşü büyük bir paket preslenmiş paket aldım. Bana bir hafta kafi geleceğini sanıyorum. 1.65 rupi ödedim. Yani 3.30 kuruş. Ayda bu kadar parayı buna ayırabilirim. Hem yıkamak için vakit kaybetmemiş olurum. Hastalığımın mühim günleri tatile rastladı. Bugün okul yok. Daha önce de iki defa tatil olmuştu. Yazmıştım sanırım. 3 Ağustos’da Bara Waffat bayramı, 5 Ağustos’ta Raksha Bahandan bayramı, 12 Ağustos’da Janam Mashtmi. 15 Ağustos’da Independence Day (Bu Hindistan’ın istiklal bayramı). Yani hem bugün hem de Perşembe günü mektep yok. Bu bayramlar bir hafta önce talebeye yazıyla duyuruluyor. Yazıyı okuyunca gayri ihtiyari Türkiye’de iken söylemimi hatırladım. Gerçekten Hindistan’da hemen her gün bayram. Burası Festivaller ülkesi adeta. Bunlar pek genelleşmiş olanları. Daha, mahalli pek çok bayramları varmış. Dün gece halk belli pek eğlendi. Mızıka ve şarkıları yurttan duyuluyordu… Cumartesi günümde kalmıştık. O gün, Aligarh Üniversitesinde okuyan yabancı öğrenciler derneğinden bir davet mektubu aldım. Beni Pazar sabahı saat 8.30 da ki yıllık toplantılarına çağırıyorlardı. Ayrıca bizim bölümün benden gayri yegane yabancı öğrencisi Zengibar (Ama zenci değil. Belki de melez bilmiyorum. Ama bizim gibi. Hatta kırmaya göre kumral) la Ali’de geldi, (eski idare heyetinde veznedarmış) ve beni özel olarak bir ikinci kez davet etti. 8.30 da değil de 9.00 da gelmemi de ayrıca ilave etti. (Hindistan’da randevuya sadakat diye bir şey maalesef yok gibi) gerçekten 9.00 da gittiğimizde henüz 4-5 kişi vardı. Ben Tayland’lı Marasri ile gittim. Aligarh’da benden gayri beş kız öğrencinin beşi de Taylandlı. İkisi Delhi’ye gitmişti tatil dolayısıyla. Marasri bana arkadaşlık etti. Bizi Ali ve Marasri’nin erkek kardeşi karşıladı. Toplantı Afitab Hostel (Erkek yurtlarından biri ama şahane bir bina) ın yemek salonunda idi. Eski ulama heyeti aklandıktan sonra seçimlere geçildi. Bir başkan, bir as başkan, bir genel yazman, bir sayman üç de kurul üyesi seçildi. Beni de üye kaydettiler ve diğer üyelere takdim ettiler. Yabancıların çoğu Afrikalı ve Güneydoğu Asyalı. Başkan olması şerefine Epie, beni Marasri’yi (İkinci r yazılıyor ama okunmuyor) ve ağabeyi Yong-yu’yu kitaplık kantinine götürdü. Çikolatalı dondurma ve pirzola ikram etti. Sonra saat birde Marasri ile rikşaya binip yurda döndük. Geldiğimde bir mektup buldum. Mrs. Mümtaz Haydar beni saat 5.00 de evine akşam çayına davet ediyordu. Evin yurdun içinde olduğundan izin almama gerek kalmadan gittim. 5.00 den 6.30 a kadar oturdum. Önce çok nefis mahalli bisküvitlerle sütlü çay sonrada çikolatalı dondurma ikram etti. Başka davetlilerde vardı. Mrs. Mümtaz’ın evi harikulade döşeli. Tahmin edeceğiniz gibi dün hiç çalışamadım. Ama mektubu postaladıktan sonra çalışmaya başlayacağım. Sizden yarından sonra mektup alacağımı umuyorum. Bilseniz sizleri nasıl özledim. (Burayı anneme okuma) Sizden bir haber aldığım gün bayramım olacak. Düşünün sizlerden ayrılalı tam 20 gün geçti ve en ufak bir habere sahip olamadım bu zaman zarfında. Gerçi tabii, ama bu kadar uzun bir süre her şeyden habersiz olmak çok zor. Satırlarımı sonlar hasretle ellerinizden öperim. Selamlar.