Alışılmışın Dışına Çıkmak

 

İnsanlara bir şeyin nasıl yapılması gerektiğini söylemeyin. Yapılmasını istediğiniz şeyin ne olduğunu söyleyin ve yaratıcılıkları ile sizi nasıl hayran bırakacaklarını görün.
General George S. Patton

 

Alışılmışın dışına çıkmak, olmayan bir şeyi hayal edebilme, bir şeyi herkesten farklı yollarla yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme yeteneğidir. Başka bir deyişle herkesin gördüğü şeyi aynı görüp onunla ilgili farklı şeyler düşünebilmektir. Herhangi bir konuda var olan özgün duruş; günlük olaylara ve nesnelere herkesten farklı bakabilmek ve farklı yaklaşım tarzı geliştirebilmektir. Bu bağlamda özgünlük; olağan, günlük şeylerin özel olmasını, özel şeylerin de daha çok günlük hayata girip doğal şeyler olmasını sağlar.
Eğer hayatınızdaki günlük şeyleri farklı ve yeni yollarla yapıyorsanız bu sizin özgünlüğünüzü gösterir. Örneğin; evinizde ya da işinizde her gün yaptığınız işleri değişik şekillerde, değişik yollarla yaparak yine aynı sonucu almanız bu işlerin yapılış şekline özgünlük katmış olmanız demektir. Denediğiniz her yeni şey size yeni bir şey öğretecektir. Denediğiniz yeniliklerde hatalar yapabilirsiniz. Özgün olmanın riskli tarafıdır bu. Risk alarak yeni şeyler dener ve keşfedersiniz.

 

“Özgünlük nedir?” sorusuna verilebilecek pek çok cevap bulunabilir. Belki de herkes kendi açısından bu cevabı verebilir. Kimisinin aklına yaratıcılık deyince Bethooven, Mozart gibi dâhiler gelirken, kimisinin aklına Da Vinci, Picasso gelir. Kimisi için J.R.R Tolkien, kimisi için ise Edison daha özgündür. Peki, genel anlamda özgün olmak nedir? Bu özellik kimlerde bulunur? Geliştirilebilir mi? Tüm bu sorulara birlikte cevap bulmaya çalışalım. Öncelikle “özgün olmak nedir?” sorusuna bakalım. Bunun için bazı tanımlara göz atmakta yarar var.

 

Özgün olmak;
*Ressamların sahip olduğu bir şey
*Problemlere alışılmadık ya da orijinal bir yaklaşım
*Uyuşmaz bilişsel unsurların ya da fikirlerin bir araya getirilmesi
*Zahmete değer bir ürüne götüren süreç
*Karmaşık bir sistem olan beynin kendi kendine ortaya çıkan bir özelliği
*Yeni, işe yarar bir şeyin meydana getirilmesi
*Orijinal ve değerli bir şey üreten süreç
*Başkalarıyla aynı şeyi görmek ama farklı bir şey düşünmek
*İnsan olmanın yegâne karakteristiği

 

Özgünlük; en basit şekliyle orijinal, sosyal faydalılığı olan ürünler veya fikirler oluşturabilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Fakat bu tanım tam bir cevap değildir. Bu alanda en önemli isimlerden olan Frank Barron, özgünlük için daha kapsamlı bir tanımlama yapmıştır. Öncelikle, farklı olarak adledilen ürünün özellikleri ve ürünün aldığı sosyal kabul ile değerlendirilebilir. İkinci olarak yaratılan ürün kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Örneğin; çözülen ya da tanımlanan problemin zorluğu, önerilen çözümün zarafeti, ürünün yarattığı etki. Üçüncü olarak; özgün olmak onu besleyen yeteneklerin, becerilerin temelinde değerlendirilebilir.

 

Özgün olmak; bilim adamlarının uzun süredir üzerinde önemle durduğu bir konudur. İnsanların sahip oldukları bireysel özellikler, zekâ, kişilik ve fiziksel gelişme gibi alanlarda kendini gösterir. Diğer bireysel özellikler de kişinin bakış açısının sıra dışı olması ile ilgilidir. Bu özelliğin doğuştan geldiği, insanın sonradan özgün bir özelliğe sahip olamayacağı görüşü artık terk edilmekte ve iyi bir eğitimle herkesin farklı bir bakış açısına sahip olabileceği görüşü artık ağır basmaktadır.

Özgünlük kavramı; sadece güzel sanatlar için değil, günlük yaşamın tüm alanlarını kapsamaktadır. Ancak, bu çalışmada özgünlüğün geliştirilmesinde çok önemli rol oynayan sanat eğitimi dersleri (resim-iş) üzerinde durulmaktadır. Resim iş dersleri sadece öğrencinin hayal gücünü geliştirmez, aynı zamanda onların farklı bakış açılarını da geliştirir.

Herkes özgündür aslında…

 

Ancak küçük yaşlarda ebeveynlerin yetiştirme tarzları yaratıcılığın öldürülmesindeki en büyük etkendir.

 

Çocuklar neden duvarlara resim yapmak ister hiç düşündünüz mü?

Küçük yaşlarda en büyük zevklerimizden biridir resim yapmak aslında. Ama maalesef anne ve babalarımız belki de farkında olmadan bizlere küçük bir kâğıt parçası vererek hayallerimizi, yaratıcılığımızı o daracık alana sığdırmamızı isterler.

Bu güne kadar özgünlükle ilgili birçok tanım yapılmıştır. Örneğin: San’a göre “Her bireyde var olan ve insan yaşamının her bölümünde bulunabilen bir yeti, günlük yaşamdan bilimsel çalışmalara dek uzanan geniş bir alanı içine alan süreçler bütünü, bir tutum ve davranış biçimidir.”

Torrance, yaratıcılığı şöyle tanımlar: “Sorunlara, aksaklıklara, bilgi eksikliklerine, kayıp ögelere, uyumsuzluğa karşı duyarlı olmak, güçlüğü tanımlamak, güçlüğe çözüm aramak ve kestirimde bulunmak.”
Yazarların görüşlerine dikkat ettiğimizde, yaratıcılık için genellikle; yeni, farklı ve yararlı bir yeti olduğu görüşünde birleşmektedirler. Yazarların görüşlerinden hareket ederek özgün davranışı kısaca şöyle tanımlayabiliriz: “Özgünlük, sıradan olmayan buluşlar ortaya koyma becerisidir.”

Bu insanlar farklı olan imgelemeyi anlayarak ve uygulayarak insanlar hayatlarını yeniden düzenleyebilirler. Bu imgelem sayesinde kişinin kendisiyle ve yaşadığı dünya ile ilgili inancını ve bu inancın ürünlerini değiştirmek mümkündür. Uygarlığımızın tüm gelişmeleri iyi bir hayal gücünün eseridir. Geçmişte, hayal ürünü olarak nitelendirilen, aslında engellenmiş hayal gücünün ürünü olan bilim kurgu kitapları ve dergileri, bugün gerçekçi kabul edilmektedir.

Özgün düşünme, varılan istasyon değil seyahat etme şeklidir. Bir insan eski bir soruna yeni bir cevap bulduğunda ya da bir şey olmadan olabilecekleri düşündüğünde meydana gelir. Birey rüya gördüğünde ya da herhangi bir şekilde hayal kurduğunda ortaya çıkar. Çocuklar bunu oyun oynarken, masal dinlerken ya da kumdan bir kale inşa ederken yaparlar. Yetişkinler ise bunu bir kitap okurken, bir seyahat plânlarken ya da sadece banka hesaplarında birikmiş parayla ne yapacağını düşünürken yaparlar.

Rawlinson, özgün düşünmenin bir rüya görmek olduğunu belirtir. O’na göre rüya görmek, “beynin çalışabilmesi için temel işlevlerdendir ve rüya görmeyen çok az insan vardır.”

Özgünlük; rüyalarda, bilinçaltında ve zihinde toplanan bilginin kullanılmasıyla artar. Uykudan uyanıldığında eğer görülen rüya hatırlanabiliyorsa, ruhun derinliklerinde keşfedilen semboller ve imajlar yakalanabilir. Bunlar sıradışı gücü artıracak son derece değerli bilgilerdir.

Üstün zekâ ile alışılmışın dışına çıkmak arasında bir paralellik olduğuna ilişkin düşünceler vardır. Bu iki olgu arasında bir eşik noktası bulunmaktadır. Yani belli bir zekâ seviyesine kadar olan çocuklar daha özgün davranışlara sahip olmakta (120 IQ), ancak o zekâ düzeyi aşıldıkça zekâ ile özgünlük arasındaki ilişki neredeyse sıfır noktasına düşmektedir.

Araştırma sonuçları özgün davranış şeklinin ve zekânın kalıtsal olduğunu desteklemektedir. Ancak her ikisinde de çevre önemli bir faktördür. Çevre olgusu zekâdan daha çok özgünlükle ilgilenmektedir.

Doç.Dr. Fatma Zehra SAVİ

“Alışılmışın Dışına Çıkmak” için 2 yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir