29.07.1963

Bu sabah 09.00’da Rektörlük binasına gittim. (Götürdüler tabii) Registrar’s Officer Mr. Sıddıgi ile tanıştım. Son derece nazik, bir müşkülünüz olursa gelin ve ya telefon edin dedi. Ben orada iken Mr. Sıddıgi’nin odasına Prof. Dr. Nazir Ahmed ve Kız Koleji’nin müdiresi geldi. Bir süre oturduk. Bugüne kadar rastladıklarımın hepsi bana karşı çok nazik ve ilgili. Türk olduğumu öğrenmeleri kendilerini bilemezsiniz nasıl görünür şekilde sevindiriyor.

Orada gerekli formaliteleri tamamladıktan sonra Prof. Dr. Nazir Ahmed’le ayrı “rikşa”larla (burada da bazı rikşalar iki kişilik ama Aligarh’ta bir erkekle bir kadının aynı rikşaya bindiğinin görülmediğini Mrs. Barnard söyledi.) Faculty of Arts’a, Persian Departmant’a gittik. Ben önde, profesör arkada. Kadınlara karşı hepsi çok nazik. İslamiyet’in koyu taassubunun yanı sıra eski Türk kültürünün etkilerini de seviyorum burada. Farsça Bölümü’ne geldiğimizde saat 10.30’du. Dr. Samiuddin Ahmed bana bölümü gezdirip, öğrencilerle tanıştırdı. M.A.’de 4 kız öğrenci var. Bunlardan üçü birinci (previous), biri de ikinci (final) sınıfta. Ben 4 ayrı hocadan 4 ayrı ders okuyacağım bu sene. Ders programımı, matbuğ bir cetveli doldurmak suretiyle hemen elime verdiler. Programa göre Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri üçer saat dersim var 09.00-12.00 arasında. Cuma günü dört, Cumartesi günü ise iki saat dersim var. Yani öğleden önceleri Pazar dışında her gün dersim var. Toplam 18 saat. Derslere göre dağılım 4 saat Edebiyat Tarihi, 4 saat Klasik Edebiyat, 4 saat Tasavvufi Edebiyat, 3 saat Modern Farsça. Ayrıca üç ayrı hocadan birer saat ki toplam 3 saat onların seçeceği konularda çalışmalarımız olacak. Seminerler 17.00’den sonra olur. İki saati geçmezmiş. Seminerlerle ilgili başka not yok programda. Biraz kütüphanede meşgul olup 12.15’te misafirhaneye döndüm. Yemekten sonra dinlendim. İkindi kahvaltısından sonra çalışma masamda sizlere yazıyorum. Galiba yazmayı unuttum. Yurda ancak yarın öğleden sonra yerleşebileceğim. Öyle söylediler, ben de nedenini sormadım. Derse yarın sabah başlıyorum. Bugün girmek istedim ama Profesör bırakmadı: “Bugün misafirsiniz.” dedi.

Anneciğim, Ablacığım, sizler nasılsınız? Sizi bütün samimiyetimle temin ederim ki çok rahatım. Aligarh yemyeşil, cennet gibi bir yer. İlk yağmur dün yağdı ama öyle hafifti ki. Yağmurdan sonra alaimisema çıktı. Gökyüzü de Aligarh’ın renklerine renk kattı sanki. Hatıra, hayale gelmeyecek öyle renk ve güzellikte çiçekler var ki. Binaların eskileri özellikle çok muhteşem. Yenileri de çok modern. Benim fakültem (Faculty of Arts) çok yeni ve modern bir bina. Yeni tamamlanmış. Bahçesinin tanzimi işinde hala çalışılıyor. Henüz yurdu görmedim. Herhalde o da güzeldir. Yollar hep asfalt, en ufak bir toz yok. Mesela yol kıyafetimi hala giyiyorum da fisto bluzum tertemiz. Gerçi günde iki defa banyo alıyorum. Ama Ankara’da buna rağmen kirlenirdim. Yarın yurda yerleştikten sonra tekrar yazıp postalamak üzere hasretle ellerinizden öperim.

“29.07.1963” için bir yanıt

  1. Anneciğim, Ablacığım, sizler nasılsınız? Sizi bütün samimiyetimle temin ederim ki çok rahatım.
    Bu kelimeleri yazarken ailesini ne kadar çok özlediği onları rahatlatmak için saat saat rapor vermesi içindeki özlemi anlatıyor gibi..

    Hindistan da kadınların omuzlarının açık olmasına iyi bakmadıklarını bunun için kadınların şal taktıklarını duymuştum.
    Aynı rikşaya bir kadın ve bir erkeğin binilmediğinin görülmediğini de bu mektup da öğrenmiş oldum..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir