28.07.1963 Pazar Aligarh

 

Prenses nihayet Aligarh’a ulaştı. Perşembe gecesi vardığım Yeni Delhi’den Cumartesi sabah 08.40’ta ayrıldım. Cuma gecesi yazdığım mektubu dün sabah yurdun posta kutusuna atmış, bir de kart postalamıştım. Aldığınızı umarım.

Biletim birinci mevkii idi. Yolculuğum çok rahat geçti. Aligarh istasyonunda inince istasyon şefine gittim. Yardım rica ettim. Hemen üniversiteye telefon açtı. On dakika sonra bir taksi geldi. Şoförün yanında üniversitede görevli bir polis vardı. İstasyon-üniversite arası 2-3 dakika. Beni University Guest House’a (üniversitenin özel misafirlerine tahsis edilmiş bir yer ama hariciye köşkünden farksız) götürdüler. Misafir salonu, yemek salonu ve dört büyük yatak odası olan bir yer. Önü ve arkası verandaya açılan bir villa gibi. Çok geniş ve nadide çiçeklerle süslü bir bahçenin ortasında bina. Mutfak ve ofis binaya ekli iki ayrı bölümde. Bana verilen bölüm banyo, lavabo ve yüz numaranın ayrı bir antreye açıldığı geniş bir yatak odası. Odada gardırop, tuvalet, etajer, bir orta masası, üç koltuk, geniş bir karyola, üzerinde mavi bir gece lambası bulunan bir komodin, bir yazı masası ve sandalyesi ve tavanda bir vantilatör azmanı. Tabii ilk işim duş almak oldu. Öğle yemeğinden sonra Dr. Ekmel Eyyübi’yi telefonla aradım. Yerinde değildi. 17.00’de ikindi kahvaltısından sonra duş alıp uzanmıştım. 17.30-20.10 arası uyumuş kalmışım. O saatte kapının vurulması ile uyandım. Odaya bakan hizmetli Muhammed Ali bir tabak içinde bir kağıt verdi. Okuyunca çok üzüldüm. Ben uyurken 18.00’de Dr. Eyyübi gelmiş. Notunda “Uyuyordunuz, görüşemedik. Yarın yine geleceğim.” diyordu. Neden uyandırmadınız diye sorduğumda: “Miss Sahib’i (Burada efendilerine “Sahib” diyorlar) uyandıramazdım.” dedi. Anlayacağınız sizi akıllanır diye gönderdiğiniz -el bebek gül bebek- kızınız bu gidişle daha da şımaracağa benzer!

Yemek saatlerini ben tayin ediyorum. Saat 09.00’da yemek hazırdı. Misafirhanede benden başkası yok sanmıştım. Meğer varmış. 12 senedir Bihar Üniversitesi Kız Koleji’nin başkanlığını yapmış bir profesör. Mrs. Helen Barnard, Aligarh’a Çarşamba günü gelmiş. Kendisine tahsis edilen lojmanın elektrik aksamındaki eksiklikler giderilinceye kadar misafirhanede kalacakmış. Aligarh Muslim University’e iki yıllığına gelmiş. Yemekte bir hayli sohbet ettik. Kendisi İngiliz asıllı. Şimdi Keşmir’de olan 14 yaşında bir oğlu varmış. Hiç bahsetmedi. Herhalde kocası ölmüş. Henüz yemekten kalkmış salonda kahvelerimizi içiyorduk ki bisikletli birinin geldiğini gördük. İçeri girip kendini tanıttı. Farsça bölümü doçentlerinden Dr. Samiuddin Ahmet’ti gelen. Son derece kibar ve sevimli bir insan. Şehirden gelirken Dr. Eyyubi’ye rastlamış. Aligarh’da olduğumu Prof. Dr. Nazir Ahmed’e de söylemiş. Profesörün beni bu sabah 09.00’da ziyaret edeceğini söyledi. Üçümüz birlikte 10.00’a kadar oturduk. Dr. Samiuddin gidince bir saat kadar daha oturup duşlarımızı almak için odalarımıza çekildik. Yattığımda 11.00’i geçiyordu. Saat 07.00’da yatak çayım geldi. (burada kahvaltıdan bir saat önce yatakta veya kalkar kalkmaz “bed tea” dedikleri çay içiliyor.) çaydan sonra duş aldım. 07.45’te hizmetli Prof. Barnard’ın kendisiyle kahvaltı edip edemeyeceğimi sorduğunu söyledi. Memnuniyetle kabul ettim. 08.00’de birlikte yemek salonunda kahvaltıda idik. Henüz kalkmamıştık, Dr. Ekmel Eyyubi geldi. Muhammed Sadık’tan az farklı, gözlüklü ve çok neşeli biri. Nazik aynı zamanda. (Hindistan’da herkes çok nazik. Hareketleri öyle yumuşak, öyle sakin ve sabırlı görünüşe sahipler ki bu kadar iyi ver munis insanlar arasında insanın öfkeyi unutacağı bir gerçek. Son derece de mütevazi hepsi.) Kendisine İslam Ansiklopedisini verdim. Çok sevindi. Kahvaltıdan sonra üçümüz salona geçtik. 08.45’te Dr. Samiuddin, 09.00’da da rikşa ile (Hindistan’da daha önce insanların çektiği tahtırevanları, şimdi 3 tekerlekli büyük bisikletlere monte etmişler. Bisikletin selesine sürücü, tahtırevana da yolcu oturuyor. Bunlar bir kişilik. Delhi’de iki kişilikleri de var ki bunları 3 tekerlekli bütük motosikletler çekiyor.) Prof. Dr. Nazır Ahmed geldi. Başında beyaz bir kep vardı. Beyaz redingot biçimi bir ceket ve pantolon giymişti. Tabiatıyla esmer, gözlüklü ve kır sakallı. Son derece nazik, ciddi ve ağırbaşlı bir yüze sahip. Yandan biraz dayımı andırıyor. Ya yaşlı değil ya da çok dinç. Ben oturmadan oturmayacak kadar da centilmen. 10.30’a kadar oturduk. Profesör ve Dr. Samiuddin birlikte gittiler. Dr. Ekmel Eyyubi kaldı. 11.00’da Dr. Samiuddin geri geldi. Profesör beni, İngilizcemi çok beğenmiş ve iyi bir talebe olacağımı söylemiş. Birlikte Aligarh polisine gittik. Pasaportuma Aligarh’a gelişim işlendi. 12.00’de döndük. Samiuddin ve Ekmel beyler 5-10 dakika oturup izin istediler. Prof. Barnard ile saat 12.30’da öğle yemeğimizi yedik. Odama dönünce biraz dinlenip çalışma masamda yazmaya başladım. Saat 16.30, biraz sonra akşam çayım gelecek. Ondan sonra ne yaparım bilmiyorum. Heyecanlıyım. Çünkü yarın hem yurda yerleşeceğim, hem de derse gireceğim galiba. Dr. Samiuddin yarın sabah 09.00’da gelip beni alacak. Henüz adresim belli olmadığı için yarın onları da yazıp birlikte atacağım.

“28.07.1963 Pazar Aligarh” için 3 yanıt

  1. Mektup ile beraber günler de hızlanmaya başladı, Yen’i şahsiyetler tanıdık ilk ders nasıl geçti acaba, ne güzel değer veriliyor o tarih de akademisyenlere maalesef ülkemiz de böyle güzide akademisyenlere artık değer verilmiyor görüşündeyim, dr. Eyyubiye İslam ansiklopedisi hediye etmesi ve sevinmesi çok güzel neden böyle bir hediye de bulundu acaba, Hindistan da herkes nazik ve mütevazi bu gün bu geçerlimi acaba, karşılamalar,hizmetler,ağırlamalar misafirperverlikleri çok hoşuma gitti bir sonraki mektup beni heyecanlandırıyor.?

    1. Merhaba İbrahim yoğunluktan dolayı ancak cevap yazabiliyorum. Annemden öğrendiğim kadarı ile Hindistan’da bilime çok fazla değer veriliyormuş. İslam ansiklopedisini hediye etmesi de bu yüzdenmiş. Kültürü korumak çok önemli umarım hala o nezaket ve mütevazilik devam ediyordur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir