26.07.1963 Yeni Delhi- Hindistan

 

Dün Karaçi den yazarken Safder Yılmaz gelmiş, bir iki dakika izin alarak tamamladığım mektubu otelden postalamış ve birlikte şehre gitmiştik. Basın Ateşeliği şehrin en merkezi yerinde, elçilik binası ayrı bir yerde. Basın ateşesi Afşin Oktay beni büyük bir ilgi ile karşılayıp, gelemediği için özürler diledi. Öğlen resmi bir yemeğe katılması gerekiyormuş. Basın Ateşeliğinde sekreter olarak çalışan S.F.Kazmi adlı bir Pakistanlı ile saat 11.00 den 13.45 e kadar hemen bütün Karaçiyi gezdim. Yeni ve eski Clifton u gördüm. Harikulade bir yer. Serpilmiş küçük adacıklara dalgaların çarpışını seyretmek tarifsiz. Daha sonra çok muazzam bir kilise ile Mevlana nın mezarı denilen (Bizim Mevlana değil) yeri gördük. Yolumuzun üzerinde ve Karaçinin en modern mahallesinde bir evi göstererek Askeri Ateşenin evi deyip ziyaret edip edemeyeceğimi sordu. Kabul ettim. Kurmay Yarbay M.Kemal Erocak, karısı ve çocukları beni görünce şaşkınlıkla karışık bir sevinçle adeta bayram ettiler. Daha önce Meliha Ambarcıoğlu ve Bekir Sıtkı Baykal ı misafir etmişler. Yolculuğunuzu birgün geciktiremez misiniz diye çırpındılar. Onbeş dakika oturup teşekkür ederek ayrıldım. Daha sonra Karaçi limanını, ana caddeyi ve çarşıyı gezdik. (Tabii bunlar ateşeliğin benim için özel olarak kiraladığı taksi ile oluyordu)

 

Çarşıda içine para atılınca tatlı nağmeler çıkaran müzik kutusunu dinledim. Otele dönünce öğle yemeğimi yiyip alamünit bir duş aldım. Saat 14.45 te hava alanına gitmek üzere otelden PIA nın transportu ile ayrıldım. Uçağımız 15.55 te havalandı. Size çarşıdan aldığım gördüğüm yerlerden birini resmeden kartı meydandan postaladım. Uçakta ilk defa yanımdaki koltuk dolu idi. Ben yine cam kenarında idim. Yol arkadaşım Michigan Üniversitesinden bir profesördü. Ara ara sohbet ettik. Uçağımız çok yüksekten uçuyordu. Daha önce hep bulutların içinde uçuyorduk, bu sefer üzerinde. İki saat yirmi iki dakika sonra mahalli saat ile 19.05 te New-Delhi ye geldik. Çok sıcak ama rüzgarlı idi hava. Gerekli işlemler yapılıp gümrükten çıkınca Pakistan Havayollarından üniformalı biri yaklaşıp ismimi sordu. Beni şehirde beklediklerini söyledi. Elinde kendisinin beni karşılamasını isteyen bir mektup vardı. PIA ofisinde öbür yolcuların işlemlerinin bitimini bekledim. 21.00’da New-Delhi’de idik. Ofiste Indian Council for Cultural Relations’dan görevli biri karşıladı beni. (Daha önce beni karşılamaları için Hindistan Büyükelçiliği’nin önce mektup yazıp sonra da telgraf çektiği yer.) Birlikte YWCA’e (Young Woman’s Christian Association of Delhi) geldik. Burası sanırım dünyada eşine az rastlanır muazzam bir kız yurdu. Kalanların hemen hepsi hristiyan. Aralarında İranlı, Amerikalı, Taylandlı, Çinli, Japon, Endonezyalı ve de çok sayıda Afrikalılar var. Tabi çoğunluk Hindu ve de hemen hemen sari ya da şalvarlı. İçlerinde akıllara durgunluk verecek derecede güzelleri var, bilhassa gözleri. Bana ayrılan oda özel misafirler için ayrılanlardan. Dört kişilik bir daire. Benden başka kimse yoktu. Ötekiler devamlı kaldıkları için misafirlere ayrılan oda boştu. Banyo, lavabo ve tuvaleti ayrı bir antreye açılan oda büyük bir salon gibi. Dört karyoladan başka iki aynalı şifonyer, bir gardırop ve bir köşede dört koltuk ve bir masa var. Yurdun müdiresi Amerikalı. Akşam yemeğini onun masasında yedim. Yardımcısı da çok şirin bir İranlı kız, o da sarili. Bir duş alıp yattım.

Sabah kapım vuruldu yedide. Gelen, bütün gece, ihtiyacım olabilir düşüncesiyle kapıda bekletildiğini sonradan öğrendiğim görevliydi. Çay getirmişti. Çayımı içtim. O arada İranlı kız gelip hatırımı sordu ve kahvaltının 08.00’da olduğunu söyledi. Kahvaltıda yağ içinde yumurta, reçel, tereyağı, süt, çay, şekerli bulgur lapası ve kızarmış ekmek vardı. Bunu özellikle annemin bilmesini istediğim için yazıyorum. Hindistan’a gelme kararı arifesinde pek razı olmamış: “Oralarda iğne ipliğe dönersin!” diye hayıflanmıştı. Üç günde uçaklarda ve otellerde verilenleri yazmadım. Korkarım böyle giderse değil zayıflamak kilo bile alırım.

 

Kahvaltıdan sonra bir duş alıp giyindim. 09.30’da dün beni karşılayan bey geldi. Birlikte Indian Council’e gittik. Beni Welfare Officer K. Vasudevan ile tanıştırdılar. Aligarh Üniversitesi’nden mezun olup orada çalışan üç kişi bana Aligarh hakkında bilgi verdiler. İlk gittiğim için ikramlarını kabul etmek zorunlu bir Hint adetiymiş. Çay rica ettim. Telefonla Türkiye Büyükelçiliğini arayıp konuştular. Görüştüğüm Büyükelçi 13.30’a kadar yerinde olacağını ve beni bekleyeceğini söyledi. 11.00’de bir taksi ile elçiliğe gittim. (Şimdi, “Parasını nasıl ödedin?” duyar gibiyim. Dün beni karşılayan bey Temmuz ayı bursumu (250 Rupi) hemen ödedi yurtta. Ağustos ayı bursunu ise Aligarh’a göndereceklerini söyledi)

Elçilikte Büyükelçimizin odasına kabul edildim. Seyfullah Esin Beyefendi kelimelerle anlatılması son derece güç bir nezakete sahip. Ben bu kadar asil ve zarif bir insana daha önce rastladığımı sanmıyorum. Bana büyük bir ilgi gösterdi. M.A. değil de Ph.D yapmamı, lisans tezi hazırlamış olduğumu pek nazik bir ifadeyle, hemen yanımda, Aligarh Üniversitesi Rektörlüğüne yazıp bana özel bir ilgi göstermelerini rica etti. Mektubun bir kopyasını da bana verdi. Sonra eşine telefon edip: “Öğle yemeğine bir misafirimiz var.” dedi. 13.30’da Büyükelçi ile birlikte evlerine gittik. Eşini görmenizi ne kadar isterdim. Emel Esin harikulade bir hanımefendi. Genç, güzel ve kültürlü. Evlerinin çok güzel olduğunu yazmadan geçemeyeceğim. Adeta bir saray gibi. (Necati Lugal’in Çengelköy’de misafir kaldığı yalının sahibi Esinler) Yalılarına gitmiş olduğumu, hele Necati Lugal’den ders aldığımı öğrenince çok sevindiler. Havaların çok sıcak olması nedeniyle perhizde imişler. Beni ağırlayamayacaklarından korktuklarını üzülerek söylediler. Aslında menü çok sağlıklı ayrıca da çok nefisti. Sebze çorbası, salçalı ve peynirli makarna ile bezelye ve haşlanmış patates garnitürlü ızgara et, ananas ve mango ve de buzlu çay. Hanımefendi kısa bir süre önce Belh’e gitmiş ve tetkiklerde bulunmuş. Elinde Farsça yazılmış bir Afgan Tarihi vardı. Takıldığı bir yeri bana tercüme ettirdi. Eşi: “Artık bir müşkülün olursa Saime hanımdan rica ederiz.” dedi.

 

Saat 15.30’da arabaları ile beni eski Delhi’ye götürüp tarihi ehemmiyeti haiz yerleri göstermesi için şoförlerini görevlendirdiler. (O arada Elçi Delhi Belediye Başkanı Nurettin Ahmed’i telefonla aradı, dost imişler. Ben de Firuz Ahmed ile görüştüm. Üç haftadır Bombay’da kardeşinin misafiri imiş. Dün gece gelmiş. Aynı saatlerde meydanda imişiz ama iç ve dış hatlar ayrı bölümlerde olduğu için göremedik birbirimizi. “Eve gelip de Muhammed Sadık’ın mektubunu gördüğüm vakit çok geçti.” demiş. Beni akşam 19.00’da yurttan alacak.)

 

Şoförle 17.30’a kadar eski Delhi’yi gezdik. Harikulade idi. Kutup Minar, Red Fort ve Cami-i Mescid gördüğüm yerlerin en güzelleri. Red Fort’tan bir kart gönderiyorum. Saat 17.30’da yurda döndüğümde öğle yemeğinde beni göremediği için meraklandığını söyledi İranlı kız. Indian Council bir not bırakmış, yarın sabah saat 08.00’da beni yurttan alıp Aligarh’a gönderecekler. Aligarh’dan öyle direktif yazmışlar. Tren 08.40’ta hareket edecekmiş.

 

Duş alıp hazırlandım. Yurt ofisine borcumu ödedim, yarın sabah kahvaltıdan hemen sonra ayrılacağım için. Saat 19.00’da yurdun ziyaretçi odasında hazırdım. İki dakika sonra da Firuz Ahmed geldi. Çok lüks bir arabası var. Kendisine telefonda yarın sabah Delhi’den ayrılacağımı söylemiştim. Yurt müdüründen izin aldık. Benim için özel bir program hazırlamış. Önce “Alps” adlı bir kulübe gittik. Modern bir yer. Orada rastladığı iki arkadaşı ile birlikte oturduk. Çay içtik. Sonra Claridge’s adlı bir hotele gittik. Otel sahibinin oğlu Firuz Ahmed’in arkadaşıymış. Otelde kendilerine ayrılan bir dairede oturuyorlar. Hilton’un daha güzel olabileceğini sanmıyorum. Orada çok az kalıp Yeni Delhi’yi gezdik. Parlamento, bakanlıklar, elçilikler, elçi evleri hep bir arada. İngilizler zamanında yapılmış olan resmi binaların hemen hepsi çok güzel ve planlı yerleşmiş. Her yer donanma gecesi gibi ışıklıydı. Hele Radio Station harikulade. Saat 09.00’da Mikado adlı özel yemekleri olan bir restorana gittik. Çin, Japon ve Hind yemekleri veriliyor. Çok modern bir yer. Belki Türkiye’de de vardır da ben görmedim. Ama böyle bir yerin, hele bu kadar güzelinin bulunabileceğine inanmak güç. Müzik harikulade idi. Hani derler ya ruhu okşar, öyle. Firuz bey benim için çok masrafa girdi diye üzüldüm ve biraz da utandım. Ama böyle bir yeri de başka türlü göremezdim. Saat tam 10.00’da yurtta idim. Kendisine teşekkür edip ayrıldım. En küçük bir müşkülüm olursa babasına yazmamı ısrarla istedi. Odaya girince hemen bir duş alıp yazmağa başladım. Saatin 12.45 olduğunu yazarsam bana kızarsınız ama ne yapayım. Yarın sabah erken kalkamazsam yazamam. Oysa Delhi’den yazıp postalamam şart.

 

Size Hindistan’ın havasından hiç bahsetmedim. Hakikaten çok sıcak ama hemen gittiğim her yerde soğuk hava tertibatı olduğu ve dışarıda arabayla gezdiğim için en ufak bir rahatsızlık hissetmedim. Hep yol kıyafetimle dolaşıyorum. Ceketimi hiç çıkartmadım. Hintliler alışmış olmaları gerekirken benden daha müşteki sıcaktan.

 

Size Aligarh’tan da yazacağım tabii. Ama yerleşince. Sizler nasılsınız? Öyle merak ediyorum ki. Ama Aligarh’a gitmedikçe yeni adresim malum olmadıkça sizlerden haber alamıyacağa benzerim.

 

Ablacığım yazdıklarımı, büyük bir yük olmayacaksa saklamanı rica edeceğim. Beyrut’ta tanıştığım konsolos bey: “Çok enteresan bir ülkeye gidiyorsunuz, iki yıl gibi uzun denebilecek bir süre de kalacakmışsınız. Size bugün yeni ve farklı gelen şeylere zamanla alışacaksınız ve ahval-i adiyeden gelecektir. İntibalarınızı günü gününe kaydediniz.” demişti. Buna vaktim olacağını sanmıyorum. İntibalarımı size yazmak daha yararlı olacak. Türkiye’ye dönünce redaksiyonunu yaparım. Benim “Hindistan Hatıralarım” olur.

 

Yeni Delhi’den selamlar.

“26.07.1963 Yeni Delhi- Hindistan” için 2 yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir