24 Kasım

Akademisyen bir ailenin çocuğu olmak kimi zaman kolay kimi zamanda çok zordur. Ailenizle oyun oynamak, vakit geçirmek istersiniz ama onların sürekli çalışması gereklidir. Bitmek bilmeyen öğrencilik hayatları vardır. Evin her yeri kitaplarla dolu kitaplıklarla süslüdür. Sohbetler hep bilimseldir. İster istemez kulak misafiri olduğunuz bu sohbetler aslında farkında olmadan size o kadar çok şey öğretir ki. Hepsinde bir yaşanmışlık vardır. Sadece sohbetler değil yaşam tarzı bile bilimseldir. Küçük bir çocuk olarak tüm bunlar çok sıkıcı gelir. Galiba en zor yanı budur. Ama büyüdükçe zor olanın aslında en faydalı yan olduğunu anlarsınız.

 

Böyle bir ortamda büyümüş olmam nedeniyle hiç bir zaman öğretmenlik mesleğini düşünmedim hatta istemedim. Ama annem benim hep bir eğitmen olmamı istemiş ve hep bu yönde beni yönlendirmeye çalışmıştır. Cebren ve hile ile de 1997 yılında başarmıştır.

 

Bu ulvi meslekte tam 20 yılını doldurmuş bir eğitmenim. İtiraf etmeliyim ki mesleğe başladığım ilk yıllarda her gün istifa edeceğim düşüncesi ile görevimi istemeyerek sevmeyerek yaptım. Ta ki kızım dünyaya gelinceye kadar. Bana mesleğin anlamını, yüceliğini o öğretti.

 

Eğitim eğiten açısından bakıldığında tek yönlü bir olay gibi görünmekte, oysa gerçekte iki yanlıdır. Çünkü eğitende eğitilende insandır. Eğitilen kişi eğitenden daha genç, daha az gelişmiş ve daha az yetenekli bile olsa eğitim olayında taraflardan biri olması bakımından eğitilenle eş değerdedir. Çünkü o da insandır. Bu gerçeği tanıyan bir eğitimcinin başarılı olmaması söz konusu değildir.

 

İnsanın eğitilebilirliğine inanan biriyim. İnsan ruhunun özellikle çocukluk çağında her türlü tohumu besleyip yeşertebilecek bir tarla olduğunu, yatağı istenildiği gibi değiştirilebilecek bir akarsuya benzediğini düşünürüm. İnsan olmak, kişi olmak ayrıcalığı demektir. Kişilik statik değil, dinamiktir. Gelişme, ilerleme göstermesi, canlı etkin, hareketli olması gerekir. İnsan olmak, daima bir şeyler istemek demektir. İnsan neyi ister? Şüphesiz eksikliğini duyduğu bir şeyi, her istek bir eksikliği ifade eder.

 

Çocuklarımıza, gençlerimize verebileceğimiz en güzel eğitim ona içinde bulunduğu çevreyi, yaşadığı dünyayı tanıma, yüz yüze geldiği sorunları çözebilme gücü olmalıdır. Onları kültürel farklılıklar konusunda eğiterek toplumdaki çeşitliliğe saygı duymalarını öğretmeliyiz.

 

Bu kültürel çeşitlilikler yalnızca ırki ve kavmi farklılıklar içermeyip cinsiyet, yaş, dil, dini inanç, siyasi görüş, meslek, fiziki ve zihni yetiler ile deneyim farklılıklarını da içermektedir. Bu tür bir eğitim öğrencilere bir toplum içindeki farklılıkların o toplumun bir zayıflığı değil, zenginliği olduğunu öğretip onlarda farklılığa karşı hoşgörünün oluşmasını sağlayacaktır.

 

Gitgide küçülen bir dünyada bu kadar çeşitliliğe sahip toplumlarla barı içinde yaşamak istiyorsak birbirimizi anlamak ve sorunlarımızı paylaşıp ortak çözümler aramak zorundayız.

 

İnsan yetiştirmek olan eğitimin amacı, eğitilen kişinin artık öğrenecek hiçbir şeyi kalmadığı bir evreye gelmek değildir. Çünkü hayat boyu, beşikten mezara öğrenmeye ihtiyaç duyulur. Gereken, bireyin öğretmen olmadan kendi başına öğrenmesini sağlamaktır. Bu yolda onu, öğrenimi sırasında öğretmeninden aldığı sağlıklı ve tutarlı bilginin ışığı aydınlatacaktır.

 

Eğitim, insanı sevmeyi, kendini zahmetine değecek şeye feda etmeyi ve toplumun haklarına saygıyı öğretmektir. Belki bir gün mühendis, doktor, avukat olunabilir ama insan olabilmenin eğitimi hiç bir zaman bitmez.

 

Öğretmenlerimizin kadrini bilelim ve bilelim ki kadir bilmeyen toplumlarda kadri bilinecek insan yetişmez.

“24 Kasım” için 2 yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir