17 Ağustos 1963 Aligarh 14.00 Yurt

 

Canım ablacığım, canım anneciğim,

 

Biraz önce aldım mektubunuzu ve sevincim sonsuz. Jean’den gelen mektup ve Hayat mecmuası için de teşekkürler. Mektubun suallerle dolu. Bir kısmını daha önce gönderdiğim mektuplarda cevaplandırdığımı sanırım.

 

Ama yine de soruları tek tek cevaplamaya çalışacağım. Bana gazete ve mecmua göndermek istediğini yazıyorsun, çok teşekkür ederim. Gazete okumaya vaktim olacağını sanmıyorum. Çünkü mühim bir olayı zaten yazarsın. Radyo ve gazeteyi yurda dönünce dinler ve okurum. Mecmuaya gelince arada bir istersen gönder ama muntazam böyle bir masrafa girmeni istemem. Mesela altı ayda bir göndereceğin bir modeli (Burda ve benzeri patronlu aylık model) haftalık mecmualara tercih ederim. Yoksa dikiş mi dikeceksin diyeceksin eminim. Diktim bile. Ama çok basit sadece yarım saatimi aldı. Bundan önceki mektubumda Hanife ile çarşıya gittiğimiz ve aldıklarımızı yazmıştım. Ama bütün eksiklerimi alamadığımı ifade etmiştim. Dün öğleden sonra La-or ve Bushra (Buşra) ile tekrar çıktık çarşıya ve üçümüz aynı Rikşaya bindik. La-or hatme hayale gelmeyecek derece de muzip ve son derece neşeli. Dün bir desenli poplin aldım. Mrs.Hamide Mesud’un (New Hostell’ın Müdüresi) diliş makinasında dikeceğim. Çok basit bir şey yapmak niyetindeyim. Bildiğiniz gibi yurt içinde giyecek yalnız taba düğmeli poplin elbisemle, arkadan açık çizgili basmam var. Burada elbiseler standart. Yanlarında iki yırtmaç (tabii şalvar giydikleri için) açık yaka. Bazıları kollu bazıları kolsuz. Bütün kızlar poplin giyiyor. Burada çok değişik renk ve desende poplinler var. Hele Rana’nın elbiseleri çok güzel. Yurdun en şık ve en temiz kızı hemen hemen Rana diyebilirim. Üniversitenin son sınıfında diye yazmıştım galiba. Meğer geçen yıl bitirmiş te; bu üniversite sonrası bir yıllık bir pedagoji eğitimi imiş. Bachelor Education diyorlar. Her gün 7.30 dan 13.30 a kadar dersi var. Çok yoruluyor. Elbiseden nereye atladım? Poplinim mavi zemin üzerine (çok açık mavi) beyaz ve füme desenli 2.50 ya da (2.25 m) aldım. Ve sadece 6.25 rupi ödedim. İki buçuk rupi, bir yardası. Bizde 15-18 liraya satılan poplinler gibi. Bir de eteklik lik poplin aldım. Ekose bluzumun içindeki rengi hatırlayacaksın (Şortumun rengi ama biraz daha açık ve bu daha da tuttu bluzumu.) 2.30 yarda aldım. Bu da 2.50 den 5.75 rupi verdim. İpek gibi ince ve sık. Elbiselerim için naylon torba aradım yoktu. Fakat torba yapabileceğim naylonu metre ile aldım. Kendim yapacağım. Dolabın duvarları sıva yalnız kapısı yağlı boya. Onun içinde mavi büyük boy kağıtlar aldım. Dolabın içini ve bir tarafındaki rafları kaplayacağım. İki askı daha aldım. Üst üste asmamak için. Gelirken bince de (istasyon da) soğuk Coca Cola içtik. La-or termosunu almıştı. Arkadaşlar için 4 tane Coca Cola yı termosuna koydu ve döndük. Saat 2.00 de çıkmıştık 5.00 de döndük. Ben hemen bir banyo alıp biraz büsküit yedim. (ikindi kahvaltısını kaçırmıştık)Ve sonra hemen etekliklik poplinin iki başından iplik çekip düzelttikten sonra birleştirdim. O renk ibrişimimde varmış. Temiz dikiş yaptım. Bu La-or la benim diğer dört Taylandlı kıza dolayısıyla bütün yurda sürprizimdi. Tayland lı kızlar yurt içinde mahalli kıyafetleri ile geziyorlar. Bu üzerime herhangi bir bluz giyilebilen ve ayak bileklerimde bir eteklik. 2-2.5 m arasında değişen (yanlışlıkla metre dedim yarda yerine) bir kumaşı gerektiriyor. Ama 90 cm eninde olması şart. Bir dikişle birleşiyor. Giyince şekil veriliyor. Yanda çizdiğim gibi giyiliyor. Banyo sonrasında da (b) deki gibi giyiyorlar. Yemeğe yetiştirecektim oysa daha önce bitti. 6.30 da yürüyüşe çıktık. Herkes çok beğendi. La-or 6 numaralı Taylandlı diye takdim ediyordu beni. Şimdi de onunlayım bilemezsiniz ne rahat. Kalıba hacet yok tabii görmem kafi idi. Galiba onlardan daha güzel yaptım. Rana en çok beğenenlerden biriydi. Ama: “Saime çok üzüldüm. Önce onların kıyafetini giydin. Söz ver. Şalvar değil belki ama sari giyeceksin? “ diyordu. İleride bir sari almayı düşünüyorum. Ama şimdi değil. Zira tahmin edeceğiniz gibi benim beğendiklerim çok pahalı. Galiba daha bir sorunu cevaplayamadım. Muntazam çalışmaya gayret ediyorum. Öğleden sonra 2-4 arası herkes uyuyor. Ben hiç denemedim. O çok sakin olan saatlerde çalışıyor veya bugünkü gibi size yazıyorum. İkindi kahvaltısı ve akşam yemeğinde dinleniyorum. Zira ilki yarım saat akşam yemeği de 45 dakika sürüyor ve duadan sonra bir de her masa birlikte veya masalar teker teker kalkabiliyor. Masa arkadaşlarımızdan biri geç gelmişse yandık. Onun yemeğinin bitmesini beklemek zorundayız. Bu saatler tahmin edeceğiniz gibi tabii dinlenme saatlerim oluyor. Kimsenin odasına gitmiyorum. Kimse de benim odama gelmiyor. Gelseler bile 1-2 dakikayı geçmiyor. Ben son derece ciddi bir kızım. Herkesin zamanına, çalışmasına hürmet ettiğimi görüyor aynı şekilde mukabele ediyorlar. Bazen (çok ender) 6.30-7.00 arasında güneş batarken bahçeye çıkıyorum. Bahçemiz harikulade. Muazzam bir parkı gözünün önüne getir. Tabiat harikulade. Çiçekler, çimler öyle renkli öyle göz alıcı ki. Hele adını bilmediğim büyük boylu muhteşem bir ağaç var ki, Abdullah Hall’de bulunmakta. Çınar gibi ama çiçekli. Ve yeşili harikulade. 6.00 da uyandığımı ve yemek saatlerini daha önce yazdığım için tekrarlamayacağım. Elbiselerimden memnunum. Onları gömme gardıroba astım. Odam yurdun en güzel, en tertipli ve en temiz odası olarak nam aldı. Dolabım yandaki gibi. Bu akşam kağıdımı kaplayacağım.

 

Bir de hepimizin bir şeyi var adlandıramayacağım. kızlar sari şalvar vslerini asıyorlar çıkarınca. havluda asıyorlar. Taylandlı kızlar çamaşırlarını da  kurutuyorlar. Ben de arka tarafa etekliklerim için iki çivi çaktırdım. Soyununca asması rahat oluyor. İki başınada iki ayrı çivi çaktırdım birine havlu yüz havlusu birine de sütyen ve giymişsem gömleğimi veya jüponumu asıyorum. Altta da ayakkabı koyma yeri var. Ben çivilere kılıf yaptım ( paslı idi de). Cibinliğe gelince. Tel ve demir yalnız büyük pencerelerde. Burada hemen her binada bunların dışında tavana çok yakın ve açık tutulan pencereler var. Yukarı doğru açılıyor. Bizde de var. Ama camın devamında bizimkiler. Bu camdan ayrı daha küçük boyda ve tavana çok yakın. İşte binalardan ışık yanınca sivrisinek gelmesi ihtimali var. Cibinliğin içine girmek çok kolay. Zira yere kadar değil. Boyu kısa ve kenarları yatağımın altına konuyor. Girdiğim kısmı da içeriden yatağımın içine sokuyorum. Vantilatör ince cibinliği titretiyor ve bu bana ninni gibi geliyor. Çapraz çubuklar bambu ağacı. Karyolamın ayağında demir halkalar var çubukla araya geçiyor. Kurması çok rahat. Yurt ve odam hakkındaki diğer sorularınızı  bundan önceki mektuplarında cevaplandırmaya çalışmıştım sanırım. Yurt henüz tek katlı. Ama seneye iki kat olacak. Sıcaklara gelince şimdi, hemen en sıcak günlerden biri ve yağmur da yağmadı ve üste günün en sıcak saati. Termometre tam 30°’yi gösteriyor. Vantilatör beni sağımdan serinletiyor.  Ve en ufak bir rahatsızlık hissetmiyorum bugün son saatte ders yapmadık. Dr.Samiddin’in bir mazereti varmış. Özür diledi. Ben de Şamşad market denilen üniversite çarşısına gittim. Yakın fakülteye ama sıcaktı onun için Rikşayla gittim. Orada bir kitapçı var.oğlu biz de doktora talebesi. Yanında çalışan diğer oğlu’yla yapıyorum alışverişimi.  Uzak demektir kağıdını bugün aldım. Dolayısıyla kalemin bayram ediyor bugün. Bir de çok küçük bir elbise fırçası aldım.6 toka 12’de filkete aldım.   Zira topuz yaptığım için tokalarımın ağzı çabuk açılıyor. Öğleden önce aldığım banyodan sonra (çarşı dönüşü ) filkete ile topuz yaptım çok daha rahat. Saçlarımı haftada iki defa pazar ve perşembe günleri yıkıyorum. Onun dışında banyodan önce beş 6 dakika saçlarımı vantilatörün önünde fırçalıyorum (Rana dan öğrendim bu usulü onun saçları da benimkiler gibi yani ne uzun ne kısa) Sıkı bir topuz yapıp öyle giriyorum banyoya.

 

Son soruna gelince hiçbir ihtiyacım yok çok şükür. Herkesten tasavvurunun fevkinde bir ilgi görüyorum. Yalnız izin mi bölümün büyük bir şöhreti var. Son derece değerlim iyi ve nazik hocalarıyla ün yapmış. Bunu herkes böyle biliyor Aligarh’da.  Profesörden geliyor galiba bu değer ve nezaket. Her şeye bihakkın vakıf olmanın verdiği emniyet ve rahatlık içinde son derece mütevazi ve sadece veren kişiler. Ablacığım kullandığım yegane emanet eşya yatak (O da Asafa’nın) İleride pamuğunu alıp yaptırmak veya yapmak niyetindeyim. Hazırlarım pamuğu iyi değilmiş.  Ampulü mü bile aldım.  O da Asafa’ nındı. Yurtlar maalesef masa sandalye ve karyola dışında (çöp sepetine de veriyor) hiçbir şey vermiyor. Ablacığım, misafirhaneye tahmin ettiğim gibi para verdim. Dört gece için 25 rupi aldılar. Yurt için 46 rupi vereceğim. Daha doğrusu umumi olarak öyle. Henüz almadılar. Ağustos Bursum gelmeden almayacaklarını söylediler ben de o yüzden bu haftaki alışverişleri yaptım rahatlıkla. Ağustos kursu mu bu pazartesi umuyorum. Bundan sonrakilerde her ayın başında vereceklermiş. Yalnız yurt girişte bir depozito almak üzere iki aylık birden alıyor muş bir de fakülteye giriş Ücreti yatırılıyormuş. Vantilatör kullananlardan da kullanılan her ay için 10 rupi elektrik parası alıyorlar. Çok ama teamül bu. Ama ben değil 30 gece bir gece rahat ve küfür küfür uyuyabilmek için bunu ödemeye hazırım. Bugüne kadar 210 rupi harcamışım. Elimde 40 rupim var. Bunun dışında doldurduğum bir form (Yen’i Delhi’ye indiğimde meydanda paralarımı sayıp doldurtmuşlardı bu formu) ve 202 $, 200 TL, 6 Lübnan lirasına sahibim. Bunları elimdeki deklerasyonla bankada rupiye tahvil her an kabil. Ama Allaha şükür henüz ihtiyacım olmadı. 200 $ dışındakileri rupiye tahvil ederim ileride ama 200 $’ı dolar olarak muhafaza etmemi hem Dr. Ekmek Eyyüb hem de Prof. Nazir Ahmet tavsiye ettiler.  Zira bir kere bankaya koydun mu oradan ancak rupi olarak alabilirmişim. Bugün 1 $ 4.50 rupi. Ama bazen borsa yükselir ve dolar 7 rupi ye kadar yükselirmiş. Param çok emin yerde. Bavulumun tabanında. Bavulun kilitli ve dolapta. Dolapta kitle. Ayrıca Rana dan sonra çıkıp önce geldiğim için oda kapımda kilitli. Dış kapıyı her zaman kilitliyorum. Yemeye hatta yoklamaya gidince bile. Kilit Rana nın anahtarın birisi onda biri de ben de. Aligarh’ın  kilitleri cidden çok enteresan. Dolabın kilidi pek hantaldı (hep asma kilit) çarşamba günü bir küçük asma kilit aldım o kadar şirin ki görmelisiniz. Anneciğim, ablacığım, Bu satırlarla hakkında daha da çok bilgiye sahip olduğunuz. Sizleri memnun ettiğimiz sanırım. Yerden azami istifade için satır başı yapmıyorum özür dilerim. Yarın akşam 5:30’da Dr.  Shamoon  İsraili  akşam çayına davet etti evine. Üniversitede okuyan kızı gelip alacak beni 13:30’da evi çok yakınmış yurda. Pazartesi öğle yemeği için de Prof. Gelen Barnard’a  davetliyim. Pazartesi günü saat 12:00’de beni fakültedeki odasında bekleyecek. Birlikte gideceğiz evine. Selamınızı söyledim çok mütehassis oldu. Bugüne kadar ilgilenemedim çok meşguldüm diye de özür diledi. İşte böyle. Beni soranlara selam diyemiyordum yersizlikten. Teyzeme, dayıma, hanım ablama, Hüseyin abime, Muzaffere, Fitnata, Kamile ablaya, Hikmete, Niyazi ve Arslan beylere, Pakize ablaya, Melihe hanım teyzeye, Nezahat hanıma, Refik beye, Şaziye hanıma, İnciye, arkadaşların Besim bey, Nebahat ve Nurten hanımlara hürmet ve selamlarımı söylersen memnun olurum. Cemil, Yavuz, Yeknaz, Ertan, Yılmaz (Hikmetin iki çocuğun adını unuttum) ve Ayşe’nin gözlerinden öperim. Bir ara (galiba yarın veya bu gece) Deniz, Özgün ve Nesime de yazacağım. Hasretle ellerinizden öper size kucak dolusu sevgiler yollarım. Bana dua edin ama sakın üzülmeyin. Yalnız sizin MİMİ’niz. .

16.8.1963 Yurt-7.00

 

Canım anneciğim, canım ablacığım,

 

Dün öğlen aldım 12.8.1963 günlü mektubunuzu. Yazan ellerin sağ olsun. Beni beni nasıl sevindirdiğinizi asla bilemezsiniz. Sizlerin iyi olduğunuzu öğrenmek bana hem sevinç hem de enerji veriyor. Size Çarşamba günü yazıp postaladıktan sonra fakülteye gittim. 12.20 de yurda dönmüştüm. Yemekten sonra saat 15.00 de Hanife Begüm (Kız Kolejinde öğretmen. Evi tamamlanmamış henüz, bu yüzden yurtta kalıyor) ile birlikte şehre, çarşıya gittik. Benim günlerdir yazdığım, ve aklıma geldikçe tespit ettiğim ihtiyaçlarım vardı. Perşembe de tatil olduğu için en uygun gün diye düşündüm. Ama ihtiyaçlarımın sadece bir kısmını alabildim. Hem sıcaktı hem de yorulmuştuk. 17.30 da yurtta idik. Aldıklarımın listesini vereyim.

 

Rupi

2 yatak 2 yorgan çarşafı                         6.35*4 = 26.12

Büyük boy beyaz banyo havlusu                              6.01

Kareli (pastel renkler) bir yatak örtüsü                  6.75

Masa ve yastık örtüsü için 2 m yeşil keten          5.00

Banyo için terlik (tokyo)                                                4.50

Fakülteye giderken giymek için bir terlik             6.50

Bisküvit (tatlı)                                                                        1.50

Elma reçeli (büyük bir kavanoz)                                1.62

Elbise dolabım için asma kilit                                     0.37

İki defter                                                           0.31*2=   0.62

 

Sen istersen yekünunu yaparsın. Ablacığım daha önce aldığım yazdığım yatak örtüsünü aynı zamanda gece örtünüyordum. Asafanın yatak takımlarını iade ettiğimde bir çarşafa ihtiyacım olduğunu düşünmüş ve hemen almak istemiştim. Ama Rana hiç kullanmadığı çarşafını ısrarla verdi. Onu kullandım. Hala da kullanıyorum. İç çamaşırı ve benzeri küçük şeyleri kendim yıkıyorum. Yurdun bir çamaşırcısı var. Her pazar öğleden sonra yurtta. Topladığı çamaşırları üzerlerine etiket koyup alıyor. Ertesi hafta hepsi ütülenmiş olarak (tabi ki yıkanmış ve ütülenmiş) geliyor. Bu pazar Rana ile benimkileri vereceğiz. Bir hafta sonra geleceği için her şeyimin çift olması gerekiyor. Yatak örtüsünün bu sefer ucuzunu aldım. Ama çok güzel görseniz beğenirsiniz. Yalnız aynı desen masa örtüsü yoktu. Karelerden birinin rengi olan yeşil keten aldım. Hem bir masa örtüsü hem de bir yastık diktim. Çok güzel oldu her ikisi de. Kızların ağzı açık kaldı (laf aramızda iyi kızlar, hoş kızlar ama elleri iğne tutmuyor). Yatak örtümü de bastırdım ama henüz kullanmadım hiç birini. Pazar günü değiştireceğim. Banyo için büyük bir havluya acilen ihtiyacım vardı. Banyo da silinip hemen orada giyinmek zor oluyordu. Şimdi çok rahat. Banyodan çıkınca havluma sarınıp biraz dinlenebiliyorum. Çarşaflarım çok güzel. Keten ve kenarları antika dördü bana iki yıl yeter. Çünkü çok sağlam görünüşlü ve en pahalısını aldım.

 

Ablacığım iyi ki Ankara da fazla terlik almamışım. Aldıklarımı yani bizim paramızla 13 liraya verdiklerini görünce ağzım açık kaldı. Ökçesiz ama Gandal’dakilerden hani orada 60-70 liraya satılanlardan çok daha güzel ve en mühimi çok sağlam. Fikir vermek için aynı görünüşlü 4 rupi olanları da var diyebilirim. Ben her şeyin en iyisini daha uzun ömürlü olsun diye tercih ediyorum.

 

Anneciğim, ablacığım ben zayıflamadım inceldim sadece ve çok da memnunum. Yurda gelinceye kadar çok rahat yiyordum her şeyi çünkü İngiliz usulü yemeklerdi ve birinci sınıf veya lüks yemeklerdi. İlk üç gün yedim daha doğrusu yemeğe çalıştım. Ama öyle azdı ki mesela bir kaşık pilav bir iki çatal et. Buna karşılık meyve ve büsküi alıyordum. Yurt müdürü yiyemediğimi (çünkü son derece acı ve baharatlı) görünce benden yiyebileceklerimin bir listesini istedi verdim. Allaha şükür hastalanmadım. Her şey çok iyi ve gönlümce. Ne olur benim için üzülüp endişe etmeyin. Değil mi ki geldim. Katlanacağız ayrılığa. Yalnız başarım için dua edin. Satırlarımı selamla sonlar hasretle ellerinizden öperim.

 

14.08.1963 Çarşamba 7.00 Yurt

Canım anneciğim, canım ablacığım,

 

İkinci mektubunuzu dün aldım. Hem de ağabeyiminki ile birlikte. Bir öncekinin iki katı idi sevincim. Yemekten sonra bardağımı yıkıyordum, Çaroen kapıyı vurdu. Elinde iki mektup vardı. Tabi bardağı bırakıp ellerimi kuruladım ve hemen mektupları açtım. Çaroen Tayland’lı kızlardan biri. Sıraya girmişler aralarında bana gelen mektupları vermek için. Karşılığında pullarını alıyorlar. İtina ile kesip veriyorum. Eğer mümkünse renkli ve değişik pullar kullanmanı rica edeceğim.

 

Birşey beni çok şaşırttı. 6.8.1963 de yazıp 7.8.1963 de postaladığını 12.8.1963 de, buna karşılık 11.8.1963 de postaladığını da 13.8.1963 de aldım. Nasıl aldım anlamadım. Galiba pazar akşamları İstanbuldan Delhiye direk uçan PAA a yetişti. Zira ağabeyimde 9.8.1963 de yazıp atmış ve aynı günde aldım. Dün akşam yemekten önce ağabeyime de yazdım. Ablacığım yemek saatlerini soruyorsan. Şöyle: 6.30 da kahvaltı zili çalıyor 7.00 ye kadar gitmek kabil, ama ben tam 6.30 da kahvaltıda oluyorum. Yediden evvelde ellerimi yıkamış, çalışma masama oturmuş oluyorum. Öğle yemeği zili 12.30 da çalıyor, 13.15 e kadar gitmek mümkün. Şimdiye kadar en geç 13.00 de yemek salonunda oldum. İkindi kahvaltımız saat 16.15 de 16.30 dan sonra gidersek gecikmiş oluyoruz çünkü yemek salonu 16.45 de kapanıyor. Akşam yemeği 19.30 da hemen her zaman tam vaktinde yemekte olabiliyorum. 20.15 de de yoklama var. Büyük bir salonumuz var yoklama orada oluyor. Ekseri 10.30-11.00 de yatmış bulunuyorum. Çünkü sabahları en geç 6.00 da kalkmış oluyorum. Eğer o saate kadar uyanamamışsam Rana beni uyandırıyor. Rana ile aynı odada değiliz. Odalarımız daha doğrusu dairemiz şöyle: ……..

 

Herhalde size bir fikir vermiştir plan odamız hakkında. New Hostel’da şöyle:…….

 

16 odanın her birinde iki kız kalıyor. Her birinin birer gardırobu, birer karyolaları ve birer de çalışma masası var. Sandalye dedim ama hepimizin ki koltuk. Benim iki koltuğum var yalnız. Rica ettim ikisini, biri gelince rahat oluyor. Yatağa otururlarsa örtü bulunsun diye düşündüm. İkinci kat çıkılıyor ama inşaat durmuş. Seneye tamamlayacaklarmış. Bu yüzden bazı odalarda üç kız kalıyor. Sadece bir karyola ilave ediyorlar. Bu mektubum maalesef sizinkine tam bir cevap olmadı. Bunu bitirip postalamak sonra tekrar yazmak niyetindeyim. Saat 8.00 oldu. Elbisemi değiştirip fakülteye gideceğim. (saçımı kahvaltıya giderken topuz yapmış oluyorum). Satırlarımı sonlarken hasretle ellerinizden öper, kucak dolusu sevgiler yollarım. Soranlara selamlar.

MİMİ’niz