05.09.1963 Aligarh-Perşembe 14.30-Yurt

 

Canım anneciğim, Biricik ablacığım,

Yemekte aldım mektubunuzu. Umuyordum, zira fakülteden ayrılırken Dr. Samuiddin, senden gelen kartı gösterip teşekkür etti. Ötekilerini göremedim. Zira bugün son dersim İngilizce bölümündeydi. Posta da 11.30’dan sonra dağılıyor. Dr. Samuiddin yazdıklarını tercüme etmemi istedi. Hemen ayaküstü tercüme ettim. Çok memnun oldu. Sana sonsuz hürmet ve teşekkürlerini yazmamı bilhassa rica etti. Kart cidden çok güzeldi ve zevkle seçilmişti. Sana bütün bunlar için çok pek çok teşekkürler. Ağabeyimle gezmiş olmanıza çok sevindim. 3 günü çok iyi değerlendirmişsiniz. Galiba hiçbir zaman bütün akrabalar, bu kez olduğu gibi bir araya gelmemiştiniz. Anneciğim, teyzeciğim ve dayıcığım inşallah daha uzun yıllar böyle mutlu ve evlatlarının saadetini görerek yaşarlar. Yurda dönüşümü kutlamak için yine böyle bir araya gelmemizi çok isterim. Bu İstanbul’da olursa tabiatıyla çok daha güzel olur. Teyzeciğim en büyüğümüz olduğuna göre onun olduğu yerde toplanmamız gerekir.

Anneciğim, ablacığım size dün akşam olanları yazayım. Salı günü galiba yazmıştım, Mrs.Barnard’ın beni çaya davet ettiğini ve pratik yapacağımızı. 15.45’te yurttan ayrıldım, dün öğleden sonra. Tabii izin alarak ve defteri imzalayarak. Hava günlük güneşlikti. Yağmurluğumu ve şemsiyemi almayı hiç düşünmedim zira en ufak bir yağmur emaresi görünmüyordu. Beyaz fisto bluzum, yeşil keten eteğim ve onlarla çok yakışan Hindistan terliğimi giymiştim. 16.00’da Mrs.Barnard’ın evinde idim. O da benim gibi öğleden sonraları uyumuyor. Önce çaylarımızı içtik. Sonra da sanırım 16.30’dan sonra İngilizce çalışmaya başladık. Saat henüz 17.00 olmamıştı ki çok şiddetli bir yağmur başladı. Daha önce de sağanak halinde 3-4 saat aralıksız devam eden yağmura şahit olmuştum ama dünkü gibisini hiç görmemiştim. Muhammed Sadık’ı hatırladım. Cidden dünkü ile kıyas edersek Rize böylesine bir yağmuru görmemiştir. 18.30’a kadar pek üzerinde durmadık diner diye. Aksine dinmek şöyle dursun, gittikçe hızını artırıyordu. Evler birer adaya benziyordu sular içinde. 19.00’da Mrs.Barnard’ın aşçısı rikşa bulmak için çıktı ama boş döndü. Mrs. Barnard: “ rikşa bulunsa idi endişe ederdim acaba ne oldu diye. Yurda gitmene razı değilim.” Dedi. Aşçısına yemeğe kalacağımı söyleyip ilave yemek yapması için talimat verdi. Kendisi de yağmurluğunu giyip komşusu profesör Sıddık’ın evine gitti. Yurda telefon etmiş, telefona “Senior Warden” yani en kıdemli yurt müdürü olan Sultaniye Hostel’ın müdürü Ms. Rezide Nakvi çıkmış. Mrs. Barnard’dan beni alıkoymasına aynen izin etmiş, zira yurtla ana cadde arasındaki yola sel gelmiş. Mrs. Barnard sevinçle döndü. Yağmura teşekkür ediyordu, benimle akşam yemeği yiyebileceği için. Oğlu Aligarh’a geldiğinde kalması için hazırlanan yatak odasını açtı. Takımlar hiç kullanılmamıştı. 20.30’da yemek yedik. 22.00’a kadar çalışıp yattık. 06.00’da kapım vuruldu. Yatakta 2 fincan sütlü çayımı içip şekerli bisküvilerimi yedim. Elimi yüzümü yıkayıp saçlarımı tarayacaktım ki tarağımın yanımda olmadığını gördüm. İşte o zaman ne oldu biliyor muşunuz? Mrs. Barnard hiç kullanılamış ve İngiltere’den aldığı 2 tarağı çıkarttı. Ortasında kraliyet arması nakşedilmiş daha önce hiç görmediğim güzellikte beyaz kemik bir taraktı. İkisi birbirinin aynıydı. Israrla birini hatıra olarak kabul etmemi rica etti. Kıramadım. Bu sabah saçımı mecburen taradım ama kullanmamak niyetindeyim. Bilirsiniz, tarak kullanmasını bir türlü öğrenememişimdir. Sizlere bu haliyle gösterebilmek için kullanmamak zorundayım. Evet saçımı taradıktan sonra 07.00’de kahvaltı yaptık. Her ikimizinde dersimiz 09.45’te idi ama onun da çalışacağını düşünerek 07.30’da ayrıldım ve fakülteye geldim. Yurda dönmeme lüzum yoktu zira kitaplarım yanımda değildi ama İngilizce notlarım yanımda idi ve seminer odasında talebe sayısının üzerinde kitap var ve Mrs. Barnard’ın evi fakülteye en fazla 2 dakikalık mesafede. 07.35’ten 09.45’e kadar seminer kitaplığında çalıştım. Burada kitaplıklar 07.30’da açılıyor ve özellikle bizim seminer kitaplığının memuru pek muntazam. İşte size Aligarh’ta hiç aklıma gelmeyen bir değişiklik. Bilmem nasıl altından kalkacağım Mrs.Barnard’ın bana karşı gösterdiği bu son derece alicenap ve içten alakanın. Bu sabah kendisine teşekkür etmeme bile izin vermedi. “Asıl ben sana teşekkür etmeliyim. Yalnızlıktan, bir gece de olsa, kurtulmak ne güzel şey.” Diyor. İleride inşallah bir şeyler düşünürüz değil mi ablacığım? Önümüzde çok zaman var. Zira Mrs. Barnard da benim gibi iki sene için gelmiş, aynı günlerde geldik. Allah nasip ederse aynı günlerde terk edeceğiz Aligah’ı. Ablacığım, geçen mektubunda Prof. Khan için papyon kravata bakacağını yazıyorsun, sakın alma ve gönderme de tabii. Çünkü kibrit kutusu kadar da olsa benim alabilmem için bazen değerini aşan bir vergi vermem gerekiyormuş. Bana mektup, kart, mecmua ve kitap dışında hiçbir şey göndermeyin.

Marasri, Tayland’da saatini unutmuş. Babasına yazmış gönderdiler. Dünyanın parasını ödedi. Tabii ben de böylelikle öğrenmiş oldum.

Kağıdım bitti yine ama bir şey daha var ki yazmadan geçemeyeceğim. Rana her zamanki gibi benden sonra geldi yurda. Odaya gelip de beni görünce boynuma sarıldı, “ sana çok kızgınım, beni korkuttun dün akşam. Öyle merak ettim ki!..” diyerek. Rana cidden çok iyi bir kız.

Satırlarımı sonlar hasretle ellerinizden öperim. Soranlara selam.

“05.09.1963 Aligarh-Perşembe 14.30-Yurt” için 3 yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir